Varoluşculuk ( Egzistansiyalizm )
İnsanın kendi değerini kendinin yarattığını, dünyada kendisine yol gösterecek kendisinden başka hiç bir şey olmadığını iddia eden felsefi sistemdir. Önce alman filozof Martin Heidegger ( 1889 – 1977 ) tarafından ortaya atıldı. 2. Dünya savaşı yıllarında fransız filozof ve romancı Satre’ nin( 1905 – 1980) edebiyata uygulaması ile yaygınlaştı.
Yeni bir düşünce tarzı değildir. Kaynağı, insanı ilk defa kendi kendisini tanımaya yönelten Sokrat’ a dayanır. Diğer felsefi sistemler gibi kendinden önceki düşünce şekillerine karşı çıkarak doğdu. Ancak varoluşçular fikirleri doğrudan bir felsefi sistem olarak ortaya koymadılar. Bir sistem çerçevesi içerisine sığdıramadıkları görüşlerini daha çok edebi eserlerinde veya şahsi hayatlarını anlatan günlüklerinde ifade ettiler. Aslında bu felsefenin öncüsü Sören Kierkegaard ‘ da ( 1813 -1355 ) Varoluş gerçeğinin sistem halinde anlatılamayacağını söylemiştir.
Varoluş felsefesi varolmanın değil, mevcut olanın felsefesidir.
Bu felsefenin iki temel prensibi vardır. Öz ve vücut. 19. yy’la kadar klasik felsefe özün üstünlüğünü kabul etmişti. Egzistansiyalizm varoluşu ön plana alır Ancak genel olan varlıktan hareket etmez, mücerret ( soyut ) kavramlarla ilgilenmez. Mücerredi müşahhas ( somut ) şekilde anlamaya çalışır. Egzistansiyalizm ‘ de felsefi sisteme gidilmesi yerine, fikirlerin edebi eserlerde işlenip anlatılması bundandır. Varoluşçuluğun soyut olana karşı oluşu Kierkegaard ‘ın Descartes’ e ait meşhur düşünüyorum o halde varım itirazında aaçık şekilde görülür. Varlığı düşünceden çıkarmak tezata düşmektir. Çünkü düşünce varoluştan sonra gelir.
Egzistansiyalizm ‘ e göre varoluş varlığın mevcut şekli değildir. Esasen varoluş bir hal değil harekettir. İmkandan gerçeğe geçiş hareketidir. Gerçek varoluşta ancak hürriyet içinde meydana gelir. Egzistansiyalistlere göre ; kendi kendisini serbestçe seçen, kendi varlığını yapan, kendi kendisinin eseri olan insan varoluş sahibidir. Önceden kabul edilmiş her çeşit prensip red edilir.
İnsan ne olacağını kendisi seçer. Bu seçişle özünü yaratır. Seçim yapabilmek içinse önce varolmak gerekir. Buna göre insanda varoluş özden önce gelir. Tohumdan ne çıkacağı bellidir ve kendi kendisini seçemez. İnsanın ise ne olacağı bilinmez, o kendi kendisini seçer ve tayin eder. Kendisi dışında olan ve kendisini çevreleyen şartlara karşı istediği biçimde hareket eder. Satre ‘a göre bu geçiş yaşamaktır. Dünyamızı biz seçemiyoruz ama aradaki mutluluk ve ızdırapları biz yaratıyoruz ve bunlardan sorumluyuz.
Varoluş katilik kazanmış, niheyi şeklini almış, gayeye ulaşmış bir hali tanımaz. Bu felsefeye göre varlık insan için tanınandan ibarettir, ötesi yoktur.
Egsiztansiyalistler Allah’a inanlar ve inanmayanlar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Dine inanan kolu Pascal tarafından kurulmuş, Kierkegaard , Jaspers ve Gabriel Marcel tarafındanda geliştirilmiştir. Allah’ ainanyana egsiztansiyalistlerin başında alman Martin Heidegger gelir. Onu Satre, Simon de Beauvoire ve Georges Bataille takip eder.
İki görüş arasındaki en büyük fark Allah’a inanlara göre ; varoluşun sonsuzluğa, inanmayanlara göre ise hiçliğe, yokluğa açık oluşudur. Bu ikinci görüş 2. Dünya Savaşı sırasında Avrupa’ da köklerinden kopmuş, geçmişe ve tarihe güvenini kaybetmiş, ahlaki değerlerden uzak, topluma yabancılaşmış, halkla olan ruhi bağlarından sıyrılmış, mutsuz, gelecekten ümitsiz, ölümün devamlı tehdidi altında yaşayan gençlik arasında Satre’ nin eserleri ile yaygınlaşmıştır.
Egsiztansiyalist edebiyat, alışkın olmduğumuz edebiyattan farklıdır. Alışkın olduğumuz edebiyatta karakterler tahlil edilir, örfler anlatılır, onlarda hayat hadiselerinin gelişmesi görülür, kısaca eserde insan ve insanın hayatı verilir. Egzistansiyalist edebiyatta ise aksine, varlıkta özel olarak var olan şeyi araştırır ve onun hususiyeti içindeki zihni denemesini yapar. O kadar realistlerki, realite dışı sandığımız durumlarla karşı karşıya kalırız. Yaşadığımız ve yaşayabileceğimiz ruh hallerinin tahlil edildiğini görürüz.
Bu sebeple egzistansiyalist yazarlar roman ve oyunlarında okuyucunun ve seyircinin merakını sürekli uyanık tutarlar.