Mitoloji
Mithosların ortaya çıkışına, varoluşuna ve toplumsal işlevine ilişkin öğretidir. Bu kavram, yalnızca mithoslara ilişkin bilgi için değil, aynı zamanda kendine özgü belirli bir toplumsal bilinç için de kullanılır. Böylesine bir bilinç biçimi, tasarım halindeki doğa güçlerini bu tasarımlama yoluyla aşmayı, biçimlendirmeyi ve onlara egemen olunmasıyla ortadan kaldırılmasını gösterir. Mitolojinin ortaya çıkışı, doğa yasalarının ve toplumsal gelişme yasalarının işleyişini “ruhlarla”, insansal özellikler içindeki kişileştirmelerle açıklamaya çalışan animist tasarımlara yakından bağlıdır. Toplumsal gelişmenin başlangıcında, özünden mitolojik bir kılığa bürünüş, ayrışmış bir toplumsal bilinç yer almaktaydı. Doğaya ve toplumsal yaşama ilişkin gerçek görüşleri içeren ögeleri, gerçekliğin sanatsal estetiksel olarak özümlenişine bağlı bir takım ögeleri, ahlaksal normlar olduğu kadar, dinsel bilinç ögelerini de kapsıyordu: insanların doğa olayları ile toplumsal yaşam süreçlerinin kişileştirilmesine ilşkin mitolojik düşüncesi, kendi hayal gücünün yarattığı duyular üstü varlık biçimlerinin doğmasına yol açmıştı. Toplumsal yaşamdaki ilerlemelerle birlikte, kökence ayrışmamış mitolojik bilinç de ayrışmaya başlamış, görece bağımsız toplumsal bilinç biçimleri olarak dinin, ahlakın, bilim ve sanatın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çelişkili toplumlarda insanların doğa güçleri ile kendi toplumsal yaşamı karşısında düştüğü güçsüzlük, ilkin dinsel mitoloji ögeleri ile olanaklarının oluşmasına yol açmış, mitolojik düşünce, görece “bölünmesiz” bir biçimde, çok tanrılı dinsel düşünceye dönmüştür. Doğa güçleri ile toplumsal yaşam güçlerine ilişkin “kişileştirme” ‘nin görüntüsel – somutsal bir biçimlendirme içinde verilmesi, yani sanatsal-estetiksel özellik taşıyan bir düşüncenin ürünleri halinde verilmesi açısından, ilk mitoloji sanatın kökenlerinden biri olarak saymak gerekir. Bir mitoloji kendi içindeki ögeleri ile insansal, somut – duygusal olduğu ölçüde sanat için verimli bir toprak oluşturur; buna karşılık, insan hayal gücünün maddi dünya ötesinde bir gerçeklik kurmaya dönüşmesi ölçüsünde dinsel düşünceye doğru yönelir. Kültür mirasıyla ilintimiz açısından bu ayrım başlıca önem taşır.