<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aklında ne varsa?</title>
	<atom:link href="http://www.aklindanevarsa.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aklindanevarsa.com</link>
	<description>Araştırmayı kendimize dert edindik.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 13:00:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Büyük Patlama Teorisi</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/buyuk-patlama-teorisi/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/buyuk-patlama-teorisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 13:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3055</guid>
		<description><![CDATA[Büyük patlama teorisi, Big-Bang modeli olarak da bilinir, evrenin oluşumuna ilişkin kuram. Günümüzde yaygın kabul gören kuramın temel ilkesi, evrenin en az 10 milyar yıl önce çok yüksek sıcaklık ve yoğunluktaki bir yapıdan büyük bir patlama sonucu oluştuğuna dayanır. Bu tür bir evren tanımı, 1920’lerde Alexander Friedmann ve Abbö Georges Lemaître tarafından öne sürülmüştü, ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/buyuk-patlama-teorisi.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="buyuk-patlama-teorisi" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/buyuk-patlama-teorisi.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Büyük patlama teorisi, Big-Bang modeli olarak da bilinir, evrenin oluşumuna ilişkin kuram. Günümüzde yaygın kabul gören kuramın temel ilkesi, evrenin en az 10 milyar yıl önce çok yüksek sıcaklık <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> yoğunluktaki bir yapıdan büyük bir patlama sonucu oluştuğuna dayanır. Bu tür bir evren tanımı, 1920’lerde Alexander Friedmann ve Abbö Georges Lemaître tarafından öne sürülmüştü, ama modelin çağdaş biçimi 1940’larda Georges Gamov ve çalışma arkadaşlarınca geliştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük patlama modeli iki varsayıma dayanır. Bunların birincisi, Einstein’ın genel görelilik kuramının bütün cisimler arasındaki kütle çekimi etkileşimini doğru bir biçimde betimlediği varsayımıdır. Kozmolojik ilke olarak adlandırılan ikinci varsayım ise, evrenin görünümünün gözlemcinin konumundan ve bakış yönünden bağımsız olduğuna ilişkindir.<span id="more-3055"></span> Bu ilke, evrenin yalnızca büyük ölçekteki özelliklerine uygulanabilmekteyse de, evrenin sınırsızlığı anlamına gelmekte ve buna bağlı olarak büyük patlamanın uzayın belirli bir noktasında değil de tümünde ve aynı anda başladığını belirlemektedir. Bu iki varsayım evrenin tarihinin Planck zamanı adı verilen belirli bir zamandan başlanarak hesaplanmasını olanaklı kılmaktadır. Bilim adamları Planck zamanı öncesinde var olan durumu belirlemek amacıyla çalışmalarını sürdürmektedirler. Büyük patlama modeline göre evren, aşın sıkıştırılmış bir başlangıç durumundan hızla genleşerek sıcaklık ve yoğunluğunu büyük ölçüde yitirdi. Günümüz evreninde, maddenin karşıt maddeye göre baskın durumda olduğu bilinmektedir ve bu durum büyük patlamadan hemen sonra proton bozunumunu da içeren süreçlere ballanmaktadır. Bu aşamada çok çeşitli temel parçacık türleri var olmuş olabilir. Patlamadan birkaç saniye sonra evren bazı çekirdeklerin oluşumu nu sağlayacak kadar soğudu. Kuram, belirli miktarda hidrojen, helyum ve lityumun ortaya çıktığını öne sürmektedir. Bu elementlerin zenginliği günümüzün gözlemleriyle de uyuşmaktadır. Yaklaşık 1 milyon yıl sonra evren atomların oluşumuna izin verecek kadar soğudu. Böylece evreni dolduran ışınım da uzayda yayılmak üzere serbest kaldı. İlk evrenden kalan bu artık, 1965’te Arno A. Penzias ve Robert W. Wilson tarafından bulunan mikrodalga fon ışınımdır (3 K fon ışınımı).</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük patlama modeli, şimdiki evrende normal maddenin ve ışınımın varlığını açıklamasına ek olarak, evrenin nötrinolarla (kütlesi ve elektrik yükü olmayan temel parçacıklar) dolu olması gerektiğini de öngörmektedir. İlk evrenden kalan öteki artıkların da ergeç bulunacağına inanılmaktadır.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/determinizm/" rel="bookmark" class="crp_title">Determinizm</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/sac-modelleri/" rel="bookmark" class="crp_title">Saç Modelleri</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/buyuk-patlama-teorisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bunama</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/bunama/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/bunama/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 01:43:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3045</guid>
		<description><![CDATA[Bunama, zihin gücünün zamanla azalması ya da yitirilmesi. Bunama, bir hastalık ya da hastalık grubu olmaktan çok, çeşitli hastalık ve bozukluklarda ortaya çıkabilen bir tablodur. Bu tablonun başlıca belirtileri, bellek, yargılama, soyut düşünme gibi zihinsel işlevlerin bozulmasıdır; ayrıca kişilik özelliklerinde, davranışlarda ve toplumsal ilişkilerde de değişiklikler görülür. İlerlemiş bir bunamada beyin hacmi küçülür, beyin boşluktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/bunama-nedir.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="bunama-nedir" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/bunama-nedir.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a><strong>Bunama</strong>, zihin gücünün zamanla azalması ya da yitirilmesi. Bunama, bir hastalık ya da hastalık grubu olmaktan çok, çeşitli hastalık <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> bozukluklarda ortaya çıkabilen bir tablodur. Bu tablonun başlıca belirtileri, bellek, yargılama, soyut düşünme gibi zihinsel işlevlerin bozulmasıdır; ayrıca kişilik özelliklerinde, davranışlarda ve toplumsal ilişkilerde de değişiklikler görülür. İlerlemiş bir bunamada beyin hacmi küçülür, beyin boşluktan genişler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunamanın ilk belirtisi genellikle yeni bilgileri öğrenme yetisinin yok olmasıdır. Hasta uzak geçmişi iyi anımsar, ama soyut düşünme, yargılama, karar verme yetileri bozulduğundan yeni ve karmaşık durumlardan kaçınır; zorunlu olarak böyle durumlarda karşılaştığında ise paniğe ve büyük bir bunaltıya kapılır. Bunama öncesi zekâ ve kişilik örgütlenmesi sağlam olan kişiler, çevrenin dikkatini çekmeden uzun süre bu belirtileri saklayabilirler. <span id="more-3045"></span>Toplumsal ilişkilerin aksaması, yargılama yetisinin ve dürtü denetiminin azalmasından kaynaklanır; hasta yersiz espriler yapabilir, taşkın davranışlarda bulunabilir. Bu tip belirtiler daha çok bozukluk öncesi kişilik özelliklerinin abartılması biçiminde ortaya çıkar. El becerisinin, anlama ve konuşma yetilerinin azalması, denge ve hareket bozukluktan gibi bazı nörolojik belirtiler de görülebilir. İlerlemiş tablolarda sırasıyla yer, zaman ve kişi tanıma yetileri de bozulur; ayrıca bunamaya yol açan birinci hastalığın belirtileri görülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Önceleri, bunamanın ilerleyen ve dönüşü olmayan bir bozukluk olduğu düşünülüyordu; bugün bu bozukluğun iyileşip iyileşmemesinin altta yatan nedenlerle ilişkili olduğu kabul edilmektedir. Vitamin eksikliği, beyne yeterince oksijen gitmemesi gibi nedenlere bağlı olan bunamalar çabuk iyileşebilir; buna karşılık, örneğin dokuların yapısal ve işlevsel olarak yozlaşmasından aklanan bunamalar genellikle ilerleyicidir.<br />
En sık görülen bunama nedenleri şöyle sıralanabilir: Enfeksiyonlar (ensefalit gibi kafa içi enfeksiyonları, frengi, tripanozomiyaz, vb); zehirlenmeler (kronik alkolizm, kurşun ve öbür ağır metallere bağlı zehirlenmeler); hormon ve metabolizma hastalıkları (miksödem, pellegra, Wilson hastalığı, B12 vitamini eksikliği, folik asit yetmezliği); kafa travmaları (kaza, boksör sendromu); damar bozuklukları (damar sertliği, beyin kanaması, beyin damarlarında tıkayıcı hastalık); dokulan yozlaştırıcı hastalıklar (kalıtsal kore, Pick hastalığı, Alzheimer hastalığı); sara; kafa içi urlar; yaygın skleroz.<br />
Bazı ruhsal çöküntülerde de, çevreye ilgisi azaldığından, hasta yeni bilgileri öğrenememeye başlar; zaman zaman bunamayla karıştırılan bu duruma “yalancı bunama” adı verilir. Bu yüzyılın başlarına değin erken bunama (dementia praecox) adıyla anılan hastalık grubunu, İsviçreli psikolog Eugen Bleuler yeniden tanımlamış ve bugün de kullanılan şizofreni terimiyle adlandırmıştır.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/beyin-kanamasi-belirtileri/" rel="bookmark" class="crp_title">Beyin Kanaması Belirtileri</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/vitamin-eksikligi/" rel="bookmark" class="crp_title">Vitamin Eksikliği</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/bunama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Perhiz</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/buyuk-perhiz/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/buyuk-perhiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 13:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3059</guid>
		<description><![CDATA[Büyük Perhiz, Hıristiyanlıkta, Paskalya Yortusu’na hazırlığı amaçlayan tövbe dönemi. İsa’nın peygamberlik görevine başlamadan önce çölde oruç tutmasını örnek alan Büyük Perhiz, Katolik Kilisesi’nde Paskalya dan (ilkbaharın ilk dolunayından sonraki pazar günü) 6,5 hafta öncesine rastlayan Küllenme Çarşambası ile başlar ve pazar günleri dışında 40 gün sürer; Ortodoks Kilisesi&#8217;nde ise Paskalya’dan sekiz hafta önce başlar, hem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/buyuk-perhiz.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="buyuk-perhiz" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/buyuk-perhiz.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Büyük Perhiz, Hıristiyanlıkta, Paskalya Yortusu’na hazırlığı amaçlayan tövbe dönemi. İsa’nın peygamberlik görevine başlamadan önce çölde oruç tutmasını örnek alan Büyük Perhiz, Katolik Kilisesi’nde Paskalya dan (ilkbaharın ilk dolunayından sonraki pazar günü) 6,5 hafta öncesine rastlayan Küllenme Çarşambası ile başlar <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> pazar günleri dışında 40 gün sürer; Ortodoks Kilisesi&#8217;nde ise Paskalya’dan sekiz hafta önce başlar, hem cumartesiler hem de pazarlar perhiz dışında bırakılır. Büyük Perhiz’in, Paskalya’dan önceki son haftası Kutsal Hafta olarak adlandırılır ve Hurma Pazarı (İsa&#8217;nın Kudüs&#8217;e Giriş Günü) ile başlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha havariler döneminde Paskalya’dan önce bir hazırlık süresi boyunca oruç tutulurdu. Bu dönemde vaftiz adayları hazırlanır, günahkârlar tövbe ederdi, ilk yüzyıllarda oruç kuralları çok katıydı. Katı oruç kurallarının Ortodoks kiliselerinde bugüne değin uygulanmasına karşılık, Batı’da kurallar giderek gevşedi.<span id="more-3059"></span> Bugün Katolikler yalnızca Küllenme Çarşambası ile Kutsal Cuma’da oruç tutarlar, ama tövbe geleneği eski önemini korumaktadır. Anglikanlar da Büyük Perhiz boyunca oruç tutarlar. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Büyük Perhiz’in süresi yıldan yıla değişirdi. Sonraları Paskalya’dan 6 hafta (42 gün) önce başlaması gelenekleşti. Bu durumda pazarların dışında ancak 36 perhiz günü oluyordu. İsa&#8217;nın çöldeki “kırk gün kırk gecelik” (Matta 4:2) orucuyla tam çakışması için 7. yüzyılda bu süreye Büyük Perhiz’in ilk pazarından önceki dört gün de eklendi, küllenme Çarşambasından önceki salı günü bazı Katolik ülkelerde karnavalın (*) son günüdür ve Tövbe Salısı olarak adlandırılır. Büyük Perhiz’de yumurta ve yağ yemek yasak olduğu için, Tövbe Salısı’nda yumurta ve yağla yapılan bir tür yassı çörek yeme geleneği günümüzde de sürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Roma’da Küllenme Çarşambası’nda günah çıkarmaya başlayan tövbekârlar üstlerine kül serperler, çula sarınırlar, Paskalya’dan önceki son perşembe günü (Kutsal Perşembe) Hıristiyan cemaatine yeniden katılana değin toplumdan ayrı yaşarlardı. Bu gelenek zamanla ortadan kalktı; ama 8-10. yüzyıllarda da Büyük Perhiz’in ilk gününde bütün inananların başına kül serpilirdi. Bugün ise Katolik Kilisesi’nde Küllenme Çarşambası’nda inananların alnına, önceki Hurma Pazarı’nda kullanılan hurma yapraklarının külleriyle bir haç işareti yapılır. Anglikan, Lutherd ve öbür Protestan kiliselerinde de Küllenme Çarşambası’nda törenler düzenlenir. Buna karşılık Ortodoks kiliselerinde Büyük Perhiz pazartesi günü başladığından Küllenme Çarşambası kutlanmaz.<br />
Kutsal Hafta’nın ilk günü olan Hurma Pazarı, İsa’nın Kudüs’e girişinin anısını yaşatır ve adını, 4. yüzyıl sonlarında Kudüs’te görülen, hurma yapraklarını ya da yöredeki ağaç dallarını kutsayarak bir geçit töreninde taşıma geleneğinden alır. Günümüzde kiliselerde düzenlenen geçit törenini izleyen ayin bölümünün en önemli özelliği, üç diyakozun, İsa’nın çarmıha gerilinceye değin çektiği acıları dile getiren İncil bölümlerini (Matta 26:36-27:54) ilahi biçiminde okumasıdır. Cemaatin söyleyeceği bölümleri bazen bir koro seslendirir. Kutsal Hafta’ da düzenlenen Katolik ayinleri 1955’ten sonra bir ölçüde basitleştirilmiştir. Bizans ayin usulünde ise Hurma Pazarı’nda Komünyon’dan sonra düzenlenen geçitte papaz, İsa’nın acılarını simgeleyen bir. ikon taşır. Anglikan kiliselerinde kimi geleneksel törenler 19. yüzyılda yemden canlandırıldıysa da Protestan kiliselerinin çoğunda Hurma Pazarı geleneksel törenlere yer verilmeden kutlanır.<br />
Kutsal Hafta, İsa’nın acılarını yüceltmek amacıyla büyük titizlikle uyulan bir ibadet dönemidir. Ortodoks ve Katolik ayin kitaplarında Büyük Hafta olarak da adlandırılır. Kutsal Hafta adını ilk kez 4. yüzyılda İskenderiye piskoposu Athanasios ile Cons-tantia piskoposu Epiphanios kullandılar. Önceleri yalnızca cuma ve cumartesi günleri kutsal sayılırken, sonraları Yahuda’ nın İsa’yı ele vermek üzere başkâhinlerle anlaştığı çarşamba da bunlara eklendi. 3. yüzyılın başlarında haftanın öbür günleri de kutsal günler arasına alındı. Nikaia (İznik) Konsili&#8217;nden önce Hıristiyan kiliselerinde en önemli yortu, cumartesi ile Paskalya Pazarı arasındaki gece kutlanırdı. 4. yüzyıl sonlarında her olayı belirli bir günde anma geleneği yerleşti. Yahuda’nın İsa’yı ele vermesi ve İsa’nın Komünyon ayinini başlatması Kutsal Perşembe, İsa’nın çarmıha gerilişi ve ölümü Kutsal Cuma, gömülmesi Kutsal Cumartesi, dirilişi ise Paskalya Pazarı günlerinde anılır oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Kutsal Perşembe, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde rahiplerle halkın birlikte katıldığı bir törenle kutlanırdı. Yeni Hıristiyan olanların Paskalya gecesi yağla vaftiz edilmesine hazırlık olarak, piskopos özel bir Missa ayiniyle yağlan kutsardı. 1956’dan bu  yana Katolik Kilisesi’nde Kutsal Perşembe sabahı, ertesi yılın ayinlerinde kullanılacak yağlar kutsanır, akşam ayininde ise Kutsal Cuma’daki Komünyon ayininde kullanılacak ekmekler takdis edilir. Gene akşam ayininde, İsa’nın havarilerinin ayaklarını yıkamasının (Yuhanna 13:5) anısına, töreni yöneten papaz 12 kişinin ayaklarını yıkar (pedilavium ya da Mandatum). Ortodoks kiliselerinde de Kutsal Perşembe’lerde ayak yıkama ve yağ kutsama törenleri yapılır. Ingiltere’de genellikle Westminster’da düzenlenen törende Birleşik Krallık hükümdarı adına yoksullara sadaka dağıtılır; bu törenin en eski biçiminde hükümdar yoksulların ayaklannı yıkardı.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk Hıristiyanların, İsa’mn çarmıha gerilmesi anısına her cuma oruç tuttukları, daha 2. yüzyılda Kutsal Cuma’nın oruç ve tövbe günü olarak kutlandığı yönünde kayıtlar vardır. Katoliklerin Roma ayin usulünde Kutsal Cuma ayini yüzyıllar boyunca hemen hiç değişmemiştir. En önemli değişiklik, 1955’ten sonra halkın da Komünyon’a katılmasıdır. Ortodoks kiliselerinde, genellikle perşembe gecesi düzenlenen ayinde İncil’ den parçalar okunur ama Komünyon ayini yapılmaz. Cuma günü akşam duası sırasında Isa’nın gömülmesi canlandırılır; bu törende üzerinde İsa’nın ölüsünün bir tasviri bulunan cenaze simgesi (epitaphion) taşınır. Anglikan kiliselerinde Toplu Dua Kitabı (Book of Common Prayer) Kutsal Cuma’da Komünyon yapılmasını öngörürse de bu kural genellikle uygulanmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Hıristiyanlığın ilk döneminde Büyük Perhiz’in sona ermesi büyük vaftiz törenleriyle kutlanırdı. Ama İsa’nın çarmıha gerilişi ile dirilişi arasındaki sürede, ona inananların içine düştüğü boşluğu anımsatmak amacıyla Batı kiliselerinde yüzyıllarca Kutsal Cumar-tesi’lerde tören yapılmadı. 1955’ten sonra Katolik Kilisesi ve başka bazı kiliseler Paskalya Arifesi’ni yeniden kutlamaya başladılar. Ortodoks kiliseleri ise Kutsal Cumartesi törenlerine hiçbir zaman ara vermediler.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/karsi-reform-nedir/" rel="bookmark" class="crp_title">Karşı Reform</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/musevilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Musevilik</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/buyuk-perhiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cariye</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/cariye/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/cariye/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 01:27:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3042</guid>
		<description><![CDATA[Cariye, İslam ülkelerinde kadın köleye verilen ad. Savaş ve baskınlarda ele geçirilen kadın ve kızlar, fizik ve ırk özelliklerine göre belirlenen fiyatlarla cariye olarak satılırdı. En güzel ve yeteneklileri de hükümdar sarayına alınırdı. Genelde hizmet işlerinde kullanılan ve İslam hukukuna göre eşyadan farklı sayılmayan cariyeleri azat etmek sevap sayılırdı. Azat edilen cariyelere bu durumu gösteren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/cariye-nedir.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="cariye-nedir" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/cariye-nedir.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Cariye, İslam ülkelerinde kadın köleye <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a>rilen ad. Savaş ve baskınlarda ele geçirilen kadın ve kızlar, fizik ve ırk özelliklerine göre belirlenen fiyatlarla cariye olarak satılırdı. En güzel ve yeteneklileri de hükümdar sarayına alınırdı. Genelde hizmet işlerinde kullanılan ve İslam hukukuna göre eşyadan farklı sayılmayan cariyeleri azat etmek sevap sayılırdı. Azat edilen cariyelere bu durumu gösteren ve ıtkname denen bir belge verilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı sarayına hemen her ırk ve kavimden cariye alınmış, ama en çok Çerkeş, Gürcü ve Abhaz cariyeler rağbet görmüştür. Cariyelerin birçoğu hizmet görmek için alındığından, bunlar çamaşır, külhan, kiler, sofra işlerine verilirdi. <span id="more-3042"></span>En güzelleri de padişahın hizmetine gönderilirdi. Hareme^) alman cariyeler, kâhya kadının yönetimindeki kalfalar tarafından yetiştirilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlara Türkçe, okuma yazma, Kuran edebiyat, müzik, raks vb öğretilirdi. Eğitime alınanlar sırası ile acemi, cariye, şalurd, usta ve gedikli aşamalarından geçerdi. En seçkin gedikli cariyeler, padişahın özel hizmetiyle görevlendirilir, çaşnigir usta, çamaşır usta gibi sanlar alırlardı. Padişaha kanlık edenlere “has odalık”, çocuk doğuranlara “kadınefendi” denirdi. Bunların kıdemlileri de “başikbal” ve “başkadmefendi” olarak adlandırılırdı. Padişahın en sevdiklerine ve çocuk doğuranlarına ise “haseki sultan” unvanı verilirdi. Hurrem, Safiye, Kösem, Turhan sultanlar gibi valide sultan olan cariyeler de vardı, öbür cariyeler saray hareminde, valide sultan ve şehzade dairelerinde, hasekilerin yanında bulunurlardı. Padişah yeni odalık seçmek istediğinde kâhya kadın haremin en güzel kızlarını ona sunardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Osmanlı sarayında cariye sayısı, dönemlere göre, 500-1.000 arasında değişmiştir. Bunların bir bölüğü çocuk yaşta saraya alınıp yetiştirilen, gerektiğinde saray hediyesi olarak dışarıya verilen kızlardı. Evlenerek haremden ayrılan cariyelere “saraylı” denirdi. Cariye alım satımı 1909’da V. Mehmed (Reşad) tarafından yasaklandı.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/adli-sultan-2-bayezid/" rel="bookmark" class="crp_title">Adli (Sultan 2. Bayezid)</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/ruya-nedir/" rel="bookmark" class="crp_title">Rüya Nedir?</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/cariye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Taarruz (Başkomutanlık Meydan Muharebesi)</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/buyuk-taarruz-baskomutanlik-meydan-muhaberesi/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/buyuk-taarruz-baskomutanlik-meydan-muhaberesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 13:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3062</guid>
		<description><![CDATA[Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşında Yunan ordusuna kesin darbeyi vuran Türk askeri harekâtı (26-30 Ağustos 1922). Taarruz sonunda dağılan, İzmir ve Bandırma yönünde çekilen Yunan birlikleri izlenerek kısa sürede Anadolu’dan çıkarıldı. Yunanlıların Sakarya Savaşı’nda yeni, giye uğramasının ardından, Anadolu’daki savaşın gidişi değişmiş ve askeri üstünlük Türk ordularının eline geçmişti. Başkomutan Mustafa Kemal son ve büyük bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/Buyuk-Taarruz.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="Buyuk-Taarruz" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/Buyuk-Taarruz.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşında Yunan ordusuna kesin darbeyi vuran Türk askeri harekâtı (26-30 Ağustos 1922). Taarruz sonunda dağılan, İzmir <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> Bandırma yönünde çekilen Yunan birlikleri izlenerek kısa sürede Anadolu’dan çıkarıldı.<br />
Yunanlıların Sakarya Savaşı’nda yeni, giye uğramasının ardından, Anadolu’daki savaşın gidişi değişmiş ve askeri üstünlük Türk ordularının eline geçmişti. Başkomutan Mustafa Kemal son ve büyük bir saldırıyla Yunanlıları kesin yenilgiye uğratmayı planlıyordu, öte yandan Yunanlılar, Anadolu’daki başarısızlıklarını dengelemek için, 1922 başlarında bir saldırıyla İstanbul’u ele geçirip siyasal konjonktürü değiştirmeyi düşünüyordu. Bu amaçla oldukça büyük bir askeri kuvveti Trakya’ya geçirmelerine karşın, bu girişim İtilaf  Devletleri’nce engellendi. <span id="more-3062"></span>Önemli bir Yunan kuvvetinin Trakya’da bulunmasını son saldırının başarısı açısından avantaj sayan Mustafa Kemal Paşa ve Genelkurmay, Ağustos (1922) baslarında topyekûn saldırıya geçmek için nazırlıklara başladı.<br />
Birliklerin harekât planında öngörülen mevzilere yerleştirilmesinin 15 Ağustos’ta tamamlanmasından sonra, saldırının 26 Ağustos 1922’de başlayacağı üst düzeydeki bütün komutanlara bildirdi. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal, 20/21 Ağustos gecesi Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa. Batı Cephesi komutanı İsmet (İnönü) Paşa, 1. Ordu komutanı Nureddin Paşa ve 2. Ordu komutanı Yakup Şevki (Subaşı) Paşa ile Batı Cephesi Karargâhında bir toplantı yaparak saldın hakkında kısa bilgi verdi. Başkomutanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve Batı Cephesi Komutanlığı karargâhları 24 Ağustos&#8217;ta Şuhut’a, ertesi gün de Kocatepe’nin güneybatısına taşındı ve 26 Ağustos sabahı bütün birliklere saldın emri verildi. Mustafa Kemal, Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve Nureddin Paşa da savaşı yönetmek üzere Kocatepe’deydiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Taarruz, Afyon yöresinde Türk topçusunun ateşiyle başladı. İki saat sonra l. Süvari Tümeni Çayırhisarı işgal etti. Ardından Tınaz ve Toklu tepelen ile Kaleciksivrisi ele geçirildi. Yunanlılar mevzilerinin bir bölümünü terk ederek çekilmeye başladı. 27 Ağustos’ta 4. Kolordu komutanı Kemaleddin Sami Paşa’nın komutasında Ermenektepe ele geçirildi ve böylece düşman cephesi ilk kez yarılmış oldu. Öteki cephelerde de şiddetli çarpışmalar sürdü ve günün sonunda Yunanlıların Afyon ve Sinyali ovalarına çekilmek zorunda kalmasıyla Afyon işgalden kurtarıldı. Bu arada General Frangos komutasındaki 1. ve 7. Yunan tümenleri Dumlupınar’a çekilmeyi başarmıştı. 28 Ağustos’ta General Frangos’un birlikleri dışındaki Yunan kuvvetleri de çekilmeyi kolaylaştırmak için Dumlupınar’a yöneldi. Bunun üzerine 4. Kolordu, Yunan orduları başkomutanı General Trikopis’in Dumlupınar’a ulaşmasını engellemek için görevlendirildi. 29 Ağustos’ta 4.Kolordu ile Trikopis’in kuvvetleri arasında şiddetli çarpışmalar başladı. Savaşın Yunanlıların lehine döndüğünü sanan General Frangos da Dumlupınar yönünden çarpışmalara katıldı. Buna karşın Türk birlikleri Dumlupınar’a giden yolu Trikopis’e kapamayı başardılar. Bunun üzerine Yunan kuvvetleri Uşak yönünde çekilmeye başladı. General Frangos’un da mevzileri boşaltması üzerine Dumlupınar Türk birliklerinin eline geçti.<br />
Büyük Taarruz’un beşinci günü, 30 Ağustos’ta harekâtın en önemli savaşı olan Başkomutanlık Meydan Savaşı’nda, General Trikopis’in sekiz bin kişilik ordusu dışındaki Yunan birlikleri ağır yenilgiye uğratıldı ve Kütahya düşman işgalinden kurtarıldı. Büyük Taarruz amacına ulaşmış. Yunan ordusunun büyük bölümü ortadan kaldırılmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">31 Ağustos’ta Mustafa Kemal ile Fevzi ye İsmet paşalar genel bir durum değerlendirmesi yaparak, İzmir yönünde çekilmeye başlayan General Trikopis&#8217;in birlikleri ile Eskişehir’de mevzilenmiş olan Yunan kuvvetlerini izleme karan aldılar. Aynı gün Haşan Dede Tepesi ile Kaplangı arasında mevzilenen General Frangos yenilerek Uşak yönüne çekildi. 1 Eylül’de Uşak Türk kuvvetlerinin eline geçti. 2 Eylül’de General Trikopis Uşak yakınlarında tutsak düşerken, Eskişehir de işgalden kurtarıldı. Türk kuvvetleri güneyde Yunanlıları izlemeyi sürdürerek 8 Eylül’de Manisa’ya girdiler. Bu ileri harekat, Türk birliklerinin 9 Eylül 1922’de İzmir’e girmeleriyle sonuçlandı, Yunanlıları kuzeyde de izleyen Türk kuvvetlen 6 Eylül’de Balıkesir&#8217;i, 11 Eylül’de ye 17 Eylül’de Bandırma’yı ele geçirdiler. 18 Eylül 1922’de Anadolu, Yunan işgalinden tümüyle kurtarılmış oldu.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/mehmet-rauf-1875-%e2%80%93-1931/" rel="bookmark" class="crp_title">Mehmet Rauf ( 1875 – 1931 )</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/evliya-celebi-kimdir/" rel="bookmark" class="crp_title">Evliya Çelebi Kimdir?</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/buyuk-taarruz-baskomutanlik-meydan-muhaberesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyü Din ve Bilim</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/buyu-din-ve-bilim/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/buyu-din-ve-bilim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 02:03:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3037</guid>
		<description><![CDATA[BÜYÜ DİN VE BİLİM. Büyü ve din EL nün otekı dinsel eylemlerle ilişkisi üç öğeye dayanır. Birincisi, büyü töreninin yönelmiş olduğu, harekete geçirmeye çalıştığı güçtür. Ingiliz antropolog Sir Edward Burnett Tylor (1832-1917) ve izleyicileri, dinsel törenin nesnesini bireysel, bilinçli ve her şeye gücü yeten ruhani bir varlık olarak tanımlar. Büyününse kendi başına bir gücü yoktur; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/buyu-din-ve-bilim.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="buyu-din-ve-bilim" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/buyu-din-ve-bilim.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a><strong>BÜYÜ DİN VE BİLİM.</strong> Büyü ve din EL nün otekı dinsel eylemlerle ilişkisi üç öğeye dayanır. Birincisi, büyü töreninin yönelmiş olduğu, harekete geçirmeye çalıştığı güçtür. Ingiliz antropolog Sir Edward Burnett Tylor (1832-1917) ve izleyicileri, dinsel törenin nesnesini bireysel, bilinçli ve her şeye gücü yeten ruhani bir varlık olarak tanımlar. Büyününse kendi başına bir gücü yoktur; daha çok doğadaki bir gücün ifadesidir. Melanezya ve Polinezya halkları bu dış güce mana adını verir. İkinci öğe büyüye katılanlar, yani büyücü ile ona başvuranlardır. Fransız sosyolog Emile Durkheim’ın (1858-1917), bir din adamının cemaati, büyücününse müşterileri olduğu biçimindeki sözleri, dinsel bir törene ve büyüye katılanlar arasındaki ayrımı ortaya koyar. Dinsel törenin sosyolojik anlamda başlıca işlevi, cemaat içindeki dayanışma ye birlik duygusunu korumaktır; büyü töreninde ise böyle bir işlev yoktur. Bazı ayrıntıları günümüz araştırmacılarınca reddedilse de, bu görüş büyü konusundaki genel antropolojik düşüncenin bir parçası olmuştur.<span id="more-3037"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Üçüncü öğe, büyünün <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> öteki dinsel eylemlerin işlevidir. Büyücü için, yaptığı eylemin açık işlevi, bir araç olması, yani yöneldiği hedefin gerçekleşmesini sağlamasıdır. Ama dışarıdan bakan bir gözlemci büyüde örtük bir işlev de görür. Bu, insanın bilgi ve yeteneğinin yetersiz kaldığı durumlarda güven duygusu sağlamaktır. Ayrıca, belli bir etkinliğe yüklenen önemden ve bu etkinlik için gereken işbirliği zorunluluğundan kaynaklanan gerilimleri gidererek, kıt ve güç erişilir kaynaklar yüzünden kıskançlık ve rekabet duygularıyla huzursuz olan küçük bir toplulukta işbirliğine verilen değerin korunmasını sağlar. İngiliz antropolog A: R. Radcliffe-Brown (1881-1955), Hindistan’daki Andamanlılara ilişkin yapıtında, doğum ve ölüm sırasında yapılan büyü törenlerinin yakınları rahatlattığını ve temel işlevinin doğuma ve ölüme verilen önemi bir kez daha vurgulayarak, yerel örgütlenmede ve akrabalık ilişkilerinde bunlan izleyecek değişiklikleri topluma duyurmak olduğunu belirtir. Malinowski ile Radcliffe-Brown’ın bazı görüşleri tartışmalı olsa da, büyüyü kişisel inanç düzeyinde ele almayıp toplumsal sistem içindeki işleviyle değerlendirdiklerinden, araştırmaları günümüzde de önem taşır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısaca, dinsel törenler, insanın Tanrı, öteki insanlar ve doğayla ilişkileri konusundaki inançların eyleme dökülmesidir. Büyü ise tersine, özellikle teknolojisi sınırlı toplumlarda, insanın yeteneği ve bilgisi dışındaki belli amaçlan gerçekleştirme ve istekleri simgesel olarak ifade etme yoludur. Ama her ikisinde de ortak olan işlevler vardır; başka türlü açıklanamayacak olgulara açıklama getirme, olağandışı ve baş edilemez durumlarla baş edebilme, belli konulara ilişkin toplumsal değerleri pekiştirme ve toplumsal değeri yüksek etkinlikler arasında ilişki sağlama gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyü, teknoloji ve bilim. Büyü törenleri ile büyü dışı teknik etkinlikler arasında en azından yüzeysel bir benzerlik vardır. Her ikisinde de belli sonuçlar doğurması umulan bir eylem gerçekleştirilir. Tylor ve Frazer’a göre iki süreç arasındaki ayrım, büyücünün büyü eylemi ile izleyen olay arasında dolaysız bir neden-sonuç ilişkisi görmesi, deneysel olguda ise bu ilişkinin yalnızca çağrışımdan oluşmasıdır. Büyünün, teknik bilginin yetersiz ya da belirsiz olduğu durumlarda kullanılması teknik bilginin yerine geçtiği anlamına gelmez; ama teknik sınırlamaların farkında olan insanların büyüye başvurması, büyünün verdiği güven duygusunu açıkça gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyü töreniyle istenen sonuç arasında hiçbir neden-sonuç ilişkisi bulunmadığının deneysel olarak bilinmesine karşın, insanların hâlâ büyüye inanmaları ve başvurmaları bilimsel düşünce açısından şaşırtıcıdır. Ama büyünün temel amacı, belli bir teknik sonuca ulaşmaktan çok, simgesel ve psikolojik değeri olan bir eylemde bulunmaktır. Nasıl bir dindar dualarının etkisini ölçemezse, büyünün etkisini ölçmeye kalkışmak da anlamsızdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>BAŞLICA KURAMLAR.</strong> Büyü hakkında çok sayıda yapıt ortaya konmuştur. İlk araştırmalar, büyünün kendi dinleri ile olan ilişkisini inceleyen Yahudi ve Hıristiyan bilim adamlarınca yapıldı. İslam’da da büyü konusunda incelemeler vardır. 12. yüzyıl kelâm bilginlerinden Fahreddin Razi büyüyü sekiz ana başlıkta sınıflandırdı:<br />
1) Tapınmaya ve yıldızların etkisine dayanan eski Keldani büyüsü;<br />
2) İnsanın kendisi ve başkaları üzerinde etkili olmasıyla ortaya çıkan ruhsal büyü;<br />
3) Yer ruhları (ervah-ı arziye) sayılan cinlerin yardımıyla yapılan büyü;<br />
4) Gözbağcılık yoluyla yapılan büyü;<br />
5) Olağanüstü işler gördüğü sanılan araçlarla yapılan büyü;<br />
6) İlaçlar ve kokular kullanarak yapılan büyü;<br />
7) İsm-i Âzam’ı bildiğine, cinler ve perilerle konuştuğuna insanları inandırıp kandırarak yapılan büyü;<br />
 <img src='http://www.aklindanevarsa.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /> Gammazların yardımıyla bazı sırlarını öğrenip insanları birbirine düşürme ye bunu bir büyü olarak tanıtma. Sonraki İslam bilginleri de bu sınıflandırmaya bağlı kalarak Kuran’a. ve hadise göre çeşitli yorumlar yaptılar. Ibn Haldun, bazı büyülerle ilgili denemeler de yaparak, büyünün kişiliğinde beliren güce önem verilmesi gerektiğini öne sürdü. Ayrıca peygamberlerde ve evliyada bulunan olağanüstü güçlerle büyüyü ayırmak gerektiğini vurguladı. Onun görüşleri sonradan, şeriata uyan ve uymayan büyü ayrımını da getirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">19. yüzyılın ikinci yansında ise antropologlar, büyüyü ve onun dünya dinlerinin evrimindeki yerini çözümlemeye çalıştı. Batıda büyü konusunda geliştirilen kuramlar, antropolojik ve psikolojik olmak üzere ikiye ayrılabilir.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/buyu/" rel="bookmark" class="crp_title">Büyü</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/buyunun-yapisi-ve-islevleri/" rel="bookmark" class="crp_title">Büyünün Yapısı ve İşlevleri</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/buyu-din-ve-bilim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lokman Hekim Kimdir?</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/lokman-hekim-kimdir/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/lokman-hekim-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 13:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3066</guid>
		<description><![CDATA[Lokman, sözlerine Kuran&#8217;da yer verilen bilge kişi. Kuran, kendisine hikmet verildiğim bildirdiği Lokman’ın öğütlerinin bir bölümünü aktarmış, bu sözlerin yer aldığı 31. sureye Lokman adı verilmiştir. Lokman, Arabistan&#8217;da İslam öncesinde de bilgin ve bilge bir kişi olarak anılırdı. O dönemde yaşayan lmruü&#8217;1-Kays, Lebîd. A’şa ve Tarafa gibi bazı şairler şiirlerinde ondan söz etmişlerdir. Aynı dönemde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/lokman-hekim.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="lokman-hekim" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/lokman-hekim.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Lokman, sözlerine Kuran&#8217;da yer <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a>rilen bilge kişi. Kuran, kendisine hikmet verildiğim bildirdiği Lokman’ın öğütlerinin bir bölümünü aktarmış, bu sözlerin yer aldığı 31. sureye Lokman adı verilmiştir. Lokman, Arabistan&#8217;da İslam öncesinde de bilgin ve bilge bir kişi olarak anılırdı. O dönemde yaşayan lmruü&#8217;1-Kays, Lebîd. A’şa ve Tarafa gibi bazı şairler şiirlerinde ondan söz etmişlerdir. Aynı dönemde Lokman&#8217;ın sözlerinden oluşan Sahife-i Lokman adlı bir külliyatın olduğundan da söz edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihsel açıdan Lokman Hekim’in kimliği tartışmalıdır. Bazı rivayetlere göre Ad kavmin-den bir Yemen melikidir. Bu kavim Tanrı’nın gazabına uğradığında. Hz. Hud ile birlikte kurtulmuştur. <span id="more-3066"></span>Başka bir rivayete göre Mısırlı, Habeş ya da Nübyeli bir köledir. Medyen ve Akabe yörelerinde yaşamış, hikmetli sözleri de bu nedenle Arabistan&#8217;da yayılmıştır. Başka bir rivayete göre Ebu Eyyub el-Ensan&#8217;nin kız kardeşinin ya da teyzesinin oğlu olan Azer’in soyundan gelen Baura&#8217;nın oğludur. Bin yıl yaşamış, Hz. Davud&#8217;a yetişmiş ve ondan bilgi almıştır. Lokman&#8217;ın Aisopos ile aynı kişi olduğu da söylenir. Çünkü onun. Kuran yorumlarına kadar giren bazı öyküleri, Aisopos’un öyküleriyle çok benzeşmektedir. Yorumculara göre. Lokman&#8217;ın oğluna verdiği öğütler Kuran&#8217;a. İslam’ın bir geleneğin uzantısı olduğunun, yeni ve bütünüyle yabancı bir öğreti getirmediğinin gösterilmesi amacıyla alınmıştır. Gerçekten de Lokman&#8217;ın öğütleri İslam’ın temel öğretileri ile özdeştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Halk arasında Lokman Hekim&#8217;in çok uzun yaşadığı, bütün dünyayı dolaştığı kabul edilir. Kırlarda gezerken çeşidi otların, çiçeklerin ve ağaçların ona kendi dilleriyle hangi bitkinin hangi hastalığı iyileştireceğini haber verdiği söylenir. Böylece ölüme çare bulan &#8216; Lokman’ın öğrendiklerinin hepsini kâğıtlara yazdığı, ama bir gün birden çıkan bir rüzgârın bunların çoğunu dereye uçurduğu, bazı ilaçlarla birlikte ölümün çaresinin kaybolduğu anlatılır.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/zalim-olana/" rel="bookmark" class="crp_title">Zalim Olana</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hizir-aleyhisselam/" rel="bookmark" class="crp_title">Hızır Aleyhisselam</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/lokman-hekim-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyünün Yapısı ve İşlevleri</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/buyunun-yapisi-ve-islevleri/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/buyunun-yapisi-ve-islevleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 01:57:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim ve Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3035</guid>
		<description><![CDATA[BÜYÜNÜN YAPISI VE İŞLEVLERİ Yapısı. Sürekli kara büyü ve kötü büyücülerin korkusu içinde yaşayan insanların varlığı, hayal gücü geniş Batılı gezginlerin uydurduğu öykülerden öte bir şey değildir. Gerçekte büyü, dinin, bazı olayları açıklamak ve istenen sonuçlara ulaşmak için kullanılan gündelik bir parçasıdır. Çoğu dinsel olgu gibi büyü de, gizem ve saygı duygusuyla birlikte algılanır, ama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/buyunun-yapisi-ve-islevleri.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="buyunun-yapisi-ve-islevleri" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/buyunun-yapisi-ve-islevleri.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a><strong>BÜYÜNÜN YAPISI VE İŞLEVLERİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> Yapısı.</strong> Sürekli kara büyü <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> kötü büyücülerin korkusu içinde yaşayan insanların varlığı, hayal gücü geniş Batılı gezginlerin uydurduğu öykülerden öte bir şey değildir. Gerçekte büyü, dinin, bazı olayları açıklamak ve istenen sonuçlara ulaşmak için kullanılan gündelik bir parçasıdır. Çoğu dinsel olgu gibi büyü de, gizem ve saygı duygusuyla birlikte algılanır, ama bu, büyünün yol açtığı korkudan çok ona verilen önemin ifadesidir. Büyüden yarar bekleyen insanlar genellikle ya kendileri büyü yapar ya da gerekli önlemleri ve tabuları bilen bir uzmana giderler; bu, belli bir ücret karşılığında çalışan bir profesyonel de olabilir. Her kültürün kendi inanışlarına göre, büyücülük yeteneği kalıtımla geçebildiği, başka büyücülerden satın alınarak ya da her iki sürecin birlikte işlemesiyle edinilebildiği gibi, büyücünün kendisi tarafından da yaratılmış olabilir. <span id="more-3035"></span>Büyücüye, kötü amaçlarla, başkalarının kara büyüsünden korunmak için ya da tümüyle iyi amaçlarla başvurulabilir. Büyünün kötü ya da iyi hangi yönünün ağırlıkta olduğu toplumlara göre değişse de evrensel olarak kendi babına ahlaki anlamda yansızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle yazısız, küçük toplumlarda, büyü dinsel inanışın merkezini oluşturacak kadar önemlidir. Buna karşılık bellibaşlı dinlerin geçerli olduğu toplumlarda çoğunlukla önemsizdir ve bir boş inanç sayılır.</p>
<p style="text-align: justify;">İngiliz antropolog Sir James Frazer (1854-1941) büyünün, insana ve doğaya ilişkin olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkisine simgesel bir anlam yükleyen kültürlerde önemli olduğunu belirtmiştir. Günümüzde bu görüşün, bilim öncesi toplumların düşünce biçimlerinin yanlış anlaşılmasından kaynaklandığı öne sürülür. Batılı sanayi toplumların sahip olduğu bilimsel birikimden yoksun olan bu toplumlarda, belli sonuçlara ulaşmak, örneğin yağmur yağdırmak için büyüye başvurulur. Ama büyü bir araç olmanın ötesinde bir ifade biçimidir; toplumun resmi kültürünü ve örgütlenişini ifade etme ve koruma işlevi görür, örneğin yağmur büyüsü, o toplum için yağmurun ve tarımsal etkinliklerin önemini ifade eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyü üç ana öğeden oluşur: Tılsımlı ler, tören ve büyücünün durumu. Tılsımlı sözlerin önemi, biraz da Polonya asılı, İngiliz antropolog Bronislaw Malinowski&#8217; nin etkisiyle abartılmıştır. Melanezya’dalu Trobriand Adalarında araştırmalar yapan Malinowski, ada halkı için, büyü amacıyla yapılan bir törenin geçerli olabilmesinin ve büyünün amacına ulaşabilmesinin doğnı sözlerin doğru biçimde kullanılmasına bailı olduğunu belirtmiştir. Yeni Zelanda&#8217;daki Maoriler de, tılsımlı sözlerin söylenişindeki bir hatanın büyücünün ölümüne yol açabileceğine inanırlar. Yalnızca büyüye katılan-lann bildiği bir tılsımlı söz dağarcığı olması da büyünün saygınlığını artırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tılsım, söz dışında bazı nesnelerin ya da ilaçların kullanılmasını da içerebilir. İlaç kullanılmasından ötürü büyücüye zaman zaman “büyücü hekim” de denir. İlacın niteliği büyük ölçüde değişir. Kara büyüde kullanılan bazı ilaçlar düpedüz zehirdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Tılsımlı nesnenin koruyucu amacı da vardır. Örneğin Anadolu’da eski çağlardan beri boyuna asılan başa bağlanan üstte taşınan ya da evlerin belli yerlerine konan tılsımlı nesneler kullanılır. Nazarlık, muska, hamaylı gibi adlar verilen nesneler nazardan ve olası kötülüklerden korunmak içindir. Arpa, Bakır levha, bakla, ekmek, elma, geyik derisi, geyik boynuzu, gül, güllük, incir, kuru üzüm, kemik, kıl, kırmızıbiberi mum, nal, pamuk çekirdeği, sarımsak, şeker, tuz, yılan derisi, yumurta, zeytin yaprağı gibi yüzlerce nesne, çeşitli dualar okunup üflenerek ya da üstüne dualar yazılıp tılsımlı işaretler yapılarak büyü amacıyla kullanılır. Bazen de ilaç ve öteki nesneler bir isteğin gerçekleşmesini sağlamaktan çok, onu simgesel biçimde ifade eder, örneğin, birisine zarar yermek isteyen büyücü, saç ya da tırnak gibi o kişinin bedeninden alınan bir parçaya ya da giysi gibi, onun bedenine temas etmiş bir nesneye zarar verir. Trobriandlıların, kanolarmış hızlı gitmesi için yaptıkları büyü törenlerinde, kanonun su üstünde kayışını simgeleyen hafif yapraklar kullanmaları; Sudan’daki Azandelerin, güneşin batışım geciktirmek için, çatal biçimindeki bir dalın ucuna taşı yerleştirmeleri; eskiden bazı Balkan halklarının sanlımı iyileştirmek için altın yutmaları büyüdeki simgeselliğe örnektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyü töreninin önemi, büyüyü dinin tümüyle dışında tutanlarca gözardı edilmiştir. Oysa büyünün yalnızca resmi kabul görmüş ve özenle belirlenmiş koşullarda yapılması evrensel düzeyde geçerli bir olgudur. Törenin kendisi de tümüyle simgesel olabilir. Yağmur yağdırmak için yere su serpilmesi yada bir kurbana zarar vermek için onun bal mumundan yapılmış suretinin tahrip edilmesi buna örnektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Büyü eyleminin törensel niteliği, büyücünün durumunda da görülebilir. Büyü, gündelik ve doğal bir olay kabul edilse de, bütün öteki dinsel eylemler ve nesneler gibi belli bir tehlike taşır ve kirletici bir eylemdir. Gerek büyücü, gerek tören, büyüye katılanların sık biçimde uyması gereken tabular ve arınma koşullarıyla kuşatılmıştır. Büyücünün böyle zamanlarda belli yiyeceklerden ya da cinsel ilişkiden uzak durması gerekebilir; bu dönemlerde başka insanları kirlettiği inancı oldukça yaygındır. Bu kuralların iki nedeni vardır: Gerekli önlemler alınmadığında büyü bozulabilir ve bu önlemler, izleyicilerin gözünde törenin ve amaçlanan sonucun önemini artırır. Böylece büyü töreninin gündelik sıradan işlerle bir tutulmaması ve kutsallıkla donanması sağlanmış olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İşlevleri.</strong> Büyünün başlıca iki işlevi bir araç ve bir simge oluşturmasından kaynaklanır. Büyü yapan ya da yaptıranın, bunun istediklerini elde etmek için geçerli ve yeterli bir yöntem olduğuna inanması, büyünün bir araç olma işlevine bağlanır. Simgesel işlev ise bütün büyülerde vardır ve büyünün dinsel sistemin bir parçası olduğu da en iyi biçimde bu işlev aracılığıyla anlaşılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Malinowski ve izleyicileri büyünün bir araç olarak işlevlerini yaratıcı, koruyucu ve yıkıcı biçimde belirlemiştir. Yaratıcı büyü, av ya da tarım gibi insan emeğine ve doğa koşullarına dayanan etkinliklerin başarıya ulaşmasını güvence altına alma amacı taşır. Trobriandlıların açık denizde avlanırken büyüye başvurmaları, ama bir lagünde avlanacakları zaman büyü yapmamaları, teknolojinin düşük olduğu toplumlarda, büyünün nasıl güven sağladığını örneklemektedir. Yaratıcı büyü aynı zamanda, emeğin daha verimli biçimde örgütlenmesini sağlar ve insanları başarıya özendirir. Koruyucu büyü tehlikeyi önlemeyi ya da uzaklaştırmayı, hastalıkları iyileştirmeyi, bireyi ya da toplumu doğal afetlerden ve başkalarının kötülüklerinden korumayı amaçlar. Yıkıcı büyü ise kara büyüdür ve doğrudan başkalarına zarar vermeyi amaçlar.    Kara büyüye karsı  duyulan korku kişinin özgüvenini sarsarak yaratıcılığını ve başarısını kısıtlayabilir. Öte yandan kara büyüden korunmak için yapılan karşı büyü de toplumdaki korku ve gerilimleri ortadan kaldırma işlevi görür.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/buyu/" rel="bookmark" class="crp_title">Büyü</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/buyu-din-ve-bilim/" rel="bookmark" class="crp_title">Büyü Din ve Bilim</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/buyunun-yapisi-ve-islevleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. İlyas Peygamber</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/hz-ilyas-peygamber/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/hz-ilyas-peygamber/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 13:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3072</guid>
		<description><![CDATA[Hz. İlyas. İbranice Elivyahu. Kitabı Mukaddeste İlya (ü. 10 9. yy). İsrailoğullarının peygamberlerinden biri. Tektanrılı dinin Kenan tanrısı Baal’ın kültüyle yozlaşmasını önleme çabasında Hz. Musa&#8217;yla birlikte anılır. Eski Ahit e göre, İsrailoğullannın tanrısı Yehova’dan başka gerçek olmadığını savunan İlya. Tanrı’nın aşkın olduğu ve kurtuluşun, günahlardan arınmış bir “azınlığa&#8217;’ bağışlanacağı öğretisinin ilk sözcülerinden bindir. İlya ayrıca. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hz. İlyas. İbranice Elivyahu. Kitabı Mukaddeste İlya (ü. 10 9. yy). İsrailoğullarının peygamberlerinden biri. Tektanrılı dinin Kenan tanrısı Baal’ın kültüyle yozlaşmasını önleme çabasında Hz. Musa&#8217;yla birlikte anılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Eski Ahit e göre, İsrailoğullannın tanrısı Yehova’dan başka gerçek olmadığını savunan İlya. Tanrı’nın aşkın olduğu <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> kurtuluşun, günahlardan arınmış bir “azınlığa&#8217;’ bağışlanacağı öğretisinin ilk sözcülerinden bindir. İlya ayrıca. coşku ve vecd yerine us ve ahlak temeline dayalı bir inana vurgular. Yahudi-Hıristiyan inanışına göre İlya. Kral Ahab’ın Finikeli karısı İzebel&#8217;in Yehova yerine Baal&#8217;a tapınmayı desteklediği dönemde yaşamıştır. <span id="more-3072"></span>Peygamber, bu yabancı puta tapanlara ceza olarak ülkeye kuraklık getirir. Daha sonra Karmel Dağında Baal’ın 450 peygamberiyle karşı karşıya gelir, onları yener ve kuraklığın sona erdiğini bildirir. Daha sonra mutsuzluğa kapılırsa da gücünü toplar ve Ahab’ın Nabot&#8217;u yargılayıp öldürerek bağlarına el koymasına ahlaki gerekçelerle karşı çıkar. Sonunda göğe yükselir, böylece İsrailoğullarına yeryüzünün ötesinde de bir yaşam olabileceğini gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kuran&#8217;da Hz. İlyas&#8217;a Tanrı&#8217;nın peygamberlik ve hidayet verdiği (Maide 85) belirtilir. Hz. İlyas halkını puta tapmaktan ve Tanrı’ya karşı gelmekten alıkoymaya çalışarak “yaratanların en iyisi olan&#8221;, onların da atalarının da Rabb&#8217;i olan Tanrı’ya inanmaya, tapınmaya çağırır (Saffat 124-126), ama Baal-Bek halkı Hz. İlyas’m çağrısına uymayarak Cehennem’le cezalandırılmayı hak eder (Saffat 127). Bu cezadan ancak Hz. ilyas’a uyan az sayıdaki “Tanrı&#8217;nın ihlas sahibi kulları&#8221; kurtulur (Saffat 128). Kendisine inananların sayısı çok az olduğu halde, Tanrı’nın iyi ve inanmış kullara özgü bir ödülü olarak, sonraki kuşaklar arasında “İlyas&#8217;a selam olsun&#8221; denilerek hep anılagelir (Saffat 129-130).<br />
Halk inançlarına göre Hz. İlyas ölümsüzlüğe ulaşan kişilerden biridir. Yarı Tanrı konumundaki nitelikleri ile evren üzerinde tasarruflarda bulunur. Efsanevi kişiliği ile Hıdrellez kültünün bir parçası olmuştur.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hizir-aleyhisselam/" rel="bookmark" class="crp_title">Hızır Aleyhisselam</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/musevilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Musevilik</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/hz-ilyas-peygamber/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hıdırellez</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/hidirellez/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/hidirellez/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 01:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3076</guid>
		<description><![CDATA[Hıdırellez, Hızır-İlyas olarak da bilinir, her yıl 5 Mayıs gecesi başlayıp 6 Mayıs günü de süren geleneksel bahar şenliği. Halk inanışında ölümsüz sayılan Hızır ve İlyas kişiliklerinin birbiriyle ilişkilendirilmesi, Hıdırellez kutlamalarının temelini oluşturur. İnanışa göre Hızır ve İlyas 6 Mayıs’ta bir araya gelirler. Hıdırellez kutlamaları bir bahar bayramı niteliği taşımakla birlikte zamanla Hızır’ın olağanüstü özelliklerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hıdırellez, Hızır-İlyas olarak da bilinir, her yıl 5 Mayıs gecesi başlayıp 6 Mayıs günü de süren geleneksel bahar şenliği.</p>
<p style="text-align: justify;">Halk inanışında ölümsüz sayılan Hızır <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> İlyas kişiliklerinin birbiriyle ilişkilendirilmesi, Hıdırellez kutlamalarının temelini oluşturur. İnanışa göre Hızır ve İlyas 6 Mayıs’ta bir araya gelirler. Hıdırellez kutlamaları bir bahar bayramı niteliği taşımakla birlikte zamanla Hızır’ın olağanüstü özelliklerinden yardım sağlama inancıyla birleşmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hıdırellez’de, çeşitli eğlencelerin yanı sıra büyü özellikleri taşıyan bazı uygulamalara da rastlanır. Bunlar ya geleceği keşfetme amacına ya da çeşitli isteklerin gerçekleşmesini sağlamaya yöneliktir. İlk gruba giren uygulamaların örnekleri, niyet çömlekleri ile Kişilerin geleceğini, ağaca asılan hamurla bolluk ya da kıtlık olup olmayacağını, soğan yapraklan ile talihin iyi mi kötü mü olacağını öğrenmeye çalışmaktır. <span id="more-3076"></span>Bütün bunlar, doğrudan Hızır’ın ya da ondan doğaya sinmiş olan gizli bilici gücün insanlara gerçeği bildireceği inancına dayanır. İkinci gruptaki uygulamalar ise Hızır’ın o gece dokunduğu ya da bastığı bitkiler, ağaçlar, otlar ve ona ölümsüzlük kazandıran hayat suyuyla ilgili olduğu düşünülen sular aracılığıyla zenginlik, sağlık, bereket, kısmet elde etme, kötülükleri, hastalıkları ve zararlı güçleri kovma amacına yöneliktir. Bunlara örnek olarak paranın çoğalacağı inancıyla içine gümüş para konmuş bir kesenin bir gül fidanının dibine gömülmesi ya da bir ağacın dalına asılması, ev sahibi olmak için çöplerden yapılan bir ev maketinin gül fidanının dibine bırakılması, hastalıktan kurtulmak amacıyla yeşillikler üzerinde yuvarlanmak, çiçek toplayıp suyunu içmek, bununla el yüz yıkamak, bir alanda yakılmış ateşin üzerinden sırayla atlamak sayılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hıdırellez’de düzenlenen törenler arasında genç kızların kısmetini açma amacı taşıyanların ayn bir önemi vardır. “Baht açma”, “bahtiyar”, “mantıfar”, “martaval”, “eğrice”, “niyet çıkarma”, “mani çekme” gibi adlarla anılan ve yörelere göre bazı değişiklikler gösteren bu törenlerin biçimi genel olarak şöyledir: Hıdırellez’den bir gün önce hava kararınca, genç kızlar su dolu bir çömleği gül fidanının dibine yerleştirirler. Herkes bir niyet tutar ve yüksük, yüzük, saç tokası, düğme, boncuk, madeni para ya da buna benzer bir eşyasını içine atar. Çömleğin ağzı mendille kapatılır. Yayeın bir inanca göre, o gece Hızır çömleğin başına gelip okur üfler, herkesin nasibini bırakır. Ertesi sabah erkenden bir araya gelen kızlardan sesi en güzel olanı bir mani söyler. Aklı ermeyen küçük bir çocuk da kolunu su dolu çömleğe sokup rasgele bir eşya çıkanr. O eşya kiminse söylenen maninin anlamına göre yorumlar yapılır. Bu işlem herkesin eşyası bitinceye değin sürer.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelenek günümüzde Anadolu’nun dışında Azerbaycan, Kırım, Balkanlar ve Orta Asya’da da yaşamaktadır. Rumi takvime göre ilkbaharın başlangıcı sayılan 23 Nisan (Miladi takvimde 6 Mayıs) Hıristiyanlarca da kutsal kabul edilir. Ortodokslarda “Aya Yorgi”, Katoliklerdeyse “Aziz Georgius” (Süryaniler arasında Circis) günü olarak kutlanır.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hizir-peygamber/" rel="bookmark" class="crp_title">Hızır Peygamber</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hizir-aleyhisselam/" rel="bookmark" class="crp_title">Hızır Aleyhisselam</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/hidirellez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

