<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aklında ne varsa?</title>
	<atom:link href="http://www.aklindanevarsa.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aklindanevarsa.com</link>
	<description>Araştırmayı kendimize dert edindik.</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Feb 2012 01:00:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Aleviliğin Tarihi ve İnanç Temelleri</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/aleviligin-tarihi-ve-inanc-temelleri/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/aleviligin-tarihi-ve-inanc-temelleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 01:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3405</guid>
		<description><![CDATA[“Ali’nin ölümünden sonraki gelişmeler, özellikle Kerbela olayı, Hüseyin’in öldürülmesi, alevi topluluğunun siyasi bir görüş çevresinde toplanmasına yol açtı. Sonraları Şia (Şiilik) adını alan ve daha çok İran’da gelişen Alevi mezhebinin özünü besleyen, bu olaylar zinciri oldu. Alevilik, İran’dan gelen eski din görüşleriyle karıştı. İslam dininin doğuşu karşısında eski dinlerinin zamanla sarsılacağını, İslam ordularının ilerlemesi, bazı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“Ali’nin ölümünden sonraki gelişmeler, özellikle Kerbela olayı, Hüseyin’in öldürülmesi, alevi topluluğunun siyasi bir görüş çevresinde toplanmasına yol açtı. Sonraları Şia (Şiilik) adını alan <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> daha çok İran’da gelişen Alevi mezhebinin özünü besleyen, bu olaylar zinciri oldu. Alevilik, İran’dan gelen eski din görüşleriyle karıştı. İslam dininin doğuşu karşısında eski dinlerinin zamanla sarsılacağını, İslam ordularının ilerlemesi, bazı doğu ülkelerini ele geçirmesi sonucu bağımsızlığını kaybedeceğini anlayan İranlılar İslamlığın içinde doğan ve gelişen bu görüşü eski din ve siyasetleriyle kaynaştırarak benimsediler. Bundan Alevi inancının üç önemli dalından biri olan (Şii (Şia) kolu doğdu. Alevi inana bu ad altında İran’da hızla gelişti. Kısa bir süre içinde yeni bir mezhep niteliği kazandı. Bu inanca ruhun bedenden bedene geçişini (tenassuh) kabul eden Hint inançları da İran etkisiyle karıştı. <span id="more-3405"></span>Alevi inançları bir yandan eski Anadolu’ya, bir yandan Hint ve İran’a, bir yandan da İslam dininin doğup gelişmesini sağlayan Arap ve Yahudi geleneklerine dayanır, Böylece, VII. yy. sonlarında doğan Alevilik VIII. ve IX yy’larda kısa bir süre Sünniliğin ağır baskısı yüzünden pek yayılamadı. Ancak X., XI., XII., XIII., ve özellikle XV, ile XVI. yy’larda hızla gelişti; Anadolu, İran, Türkistan, Mısır, Yemen, Irak’- ta yaygınlaştı ve edebiyat alanında önemli eserlerin yazılmasına yol açtı. XIV. ve XV. yy’larda, XVI. yy. başlarında Anadolu Alevi düşüncenin en çok geliştiği (İran’dan sonra) ülke oldu. Alevi inançları, Anadolu’da özellikle XIII. yy’dan sonra, daha çok halk tarafından tutuldu ve benimsendi&#8230;</p>
<p>“&#8230;Alevi inancına göre esas olan imamlıktır. İmamlık Tanrı’dan ve Hz. Muhammed’den sonra gelen en önemli makamdır. İmamlığın seçimle değil Tanrı buyruğuyla ve Hz. Muhammed soyundan gelen birine verilmesi şarttır. Ali’nin imamlığı tanrısaldır. İmamlık babadan oğula geçer, seçimle değil soy ile, verasetle ilgilidir. İmam, yeryüzünde Tanrı’nın temsilcisi, Tanrı’ya en yakın kimsedir. Tanrı, Ali’de insan biçimine girdiği için Ali ölümsüzdür. Sözleri, buyrukları tartışmasız geçerlik taşır. Bu bakımdan Tanrı’yı sevmek Ali’yi, Ali’yi sevmek Tanrı’yı sevmektir. Ali’yi sevmeyen Tanrı’yı, Tanrı’yı sevmeyen Ali’yi sevmiyor demektir. Ali’yi seveni sevmek, sevmeyeni sevmemek gerekir (tevella ve teberra). Ali’den sonra imamlık onun evladına geçmiştir. Gerçek imamlar on ikidir. İlk imam Ali, son imam onun torunu Mehdi’dir. Mehdi ölmemiştir, sırlara karışmış, günün birinde tanrısal bir buyrukla ortaya çıkıp görevine başlayacak, insanları doğru yola iletecek, kötülüklerden koruyacaktır. İmamlık makamı kutsaldır. İmam suç işlemez, eksik iş yapmaz, o her türlü suçtan, eksiklikten arınmıştır, masumdur. Bu yüzden imamın sözü bir bakıma Tanrı sözüdür. Çünkü imam Tanrı diliyle, Tanrı iradesiyle söyler. Oniki imama karşı işlenen her suç Tanrı iradesine karşı işlenmiş sayılır. Çünkü oniki imamın her birinin ayrı bir kutsallığı vardır. Değişik kollara ayrılan Aleviler genellikle İslam dininin Kur’an ile bildirilen bütün ilkelerine, ‘sahih’ saydıkları hadislere inanırlar. Tanrı’nın birliğini, Hz. Muhammed’in resullüğünü kabul ederler. Sünni mezheplerin hiç birine inanmazlar. Hz. Muhammed’in mezarını, imamların makamlarını ziyaret ederler. Bazı Aleviler hacca gider, İslam dinini anlayışları, ibadet kuralları değişiktir. Gene bazı Aleviler namaz kılar, oruç tutar.</p>
<p>İnsanı Tanrı ile bir sayan, arada ayrılık görmeyen, ruh göçüne inanan, kıyamete, ahirete inanmayan Aleviler İslam dininin gerekli gördüğü ibadetlerin hiç birini yapmazlar. Bunlar Ale-vi inançlarını, Ali-Allahi görüşünü, Mehdi efsanesini aşırılığa vardıran, beş duyu ile algılanan dünyanın dışında bir gerçek, maddenin ötesinde yaratıcı bir güç tanımayan Alevilerdir. Aleviler kadın-erkek ayırımı yapmadan, içkili, sazlı toplantılar düzenler. Ancak bu toplantılarda genel ahlak kurallarının dışına çıkılmaz. Bu konuda Aleviler için ileri sürülen genel ahlak kurallarının dışında kalan davranışlar, koyu şeriatçıların ortaya attığı birer söylenti olmaktan öteye geçemez.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/pir-sultan-abdal/" rel="bookmark" class="crp_title">Pir Sultan Abdal</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/alevilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Alevilik</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/musevilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Musevilik</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hz-ilyas-peygamber/" rel="bookmark" class="crp_title">Hz. İlyas Peygamber</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/nesimi/" rel="bookmark" class="crp_title">Nesimi</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/aleviligin-tarihi-ve-inanc-temelleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkler&#8217;de Yahudilik</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/turklerde-yahudilik/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/turklerde-yahudilik/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 13:00:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3402</guid>
		<description><![CDATA[Yahudiliğe gelince; Türk devletleri, arasında Yahudiliği resmi din olarak kabul eden yalnız Hazar Türk Devleti’dir. Volga boylarında Hun Devletine tabi  olarak yaşayan  Hazar Türkleri, daha sonra Kafkasya’yı da  zapt ederek büyük ve bağımsız bir devlet oldular. Gerek Bizans&#8217;da Hıristiyanların, gerek Abbasi İslam Devletinde Arapların dini baskılarına uğrayan Musevi topluluklar ve özellikle Musevi din adamları, hoşgörülü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yahudiliğe gelince; Türk devletleri, arasında Yahudiliği resmi din olarak kabul eden yalnız Hazar Türk Devleti’dir. Volga boylarında Hun Devletine tabi  olarak yaşayan  Hazar Türkleri, daha sonra Kafkasya’yı da  zapt ederek büyük <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> bağımsız bir devlet oldular. Gerek Bizans&#8217;da Hıristiyanların, gerek Abbasi İslam Devletinde Arapların dini baskılarına uğrayan Musevi topluluklar ve özellikle Musevi din adamları, hoşgörülü oldukları anlaşılan Hazar devletine sığınmışlardı. 8’nci yüzyılda, Musevi din adamlarının adeta istilasına uğrayan Hazar Türk Devleti ve Özellikle Saray, eski inançlarım bırakarak Museviliği seçti. <span id="more-3402"></span></p>
<p>Tarihçiler, Hazar Türklerinin tamamen Musevi dinine girmediğini, bir kısmının Şamanist bir diğer grubun da Hıristiyan kaldığını belirtiyorlar. Romancı ve fikir adamı Arthun Koestler, “13. Kabile” adlı kitabında, Hitler yönetiminin, yahudi oldukları için büyük kısmı ile göye zorladığı veya öldürttüğü doğu Avrupa Yahudilerinin gerçekte Hazar Türkleri olduğunu, Filistin asıllı Yahudi zannıyla öldürülen Doğu Avrupa Musevileri’nin 9’ncu ve 10’ncu asırlarda Hazar’ın kuzeyinden Doğu Avrupa’ya kitleler halinde gelen ve yerleşen Türk kavimlerinin torunları bu-lunduğunu yazar. Koestler, Musevi inancında kayıp olarak kabul edilen ünlü “13&#8242;ncü Kabile’nin işte bu Hazar Türkleri olduğunu ima eder. Kitabımızın ana konularından biri olan Alevilik ve bunun sünni müslümanlığın sıkı kurallarına karşı direnci incelenirken, bu direncin sosyal, kültürel ve tarihi kökenleri kabul edilen “eski Türk dinlerinin” de birkaç satırla hatırlanmaması olmazdı, öyleyse, bu tarih bölümünü şöyle özetleyelim:</p>
<p>“Görüldüğü gibi, Türkler, tarih&#8217; lerinin bilebildiğimiz en uzak devirlerinden beri, yaşadıkları içtimai ve iktisadi şartların belirlediği, kendilerine mahsus bir din ortaya koymuşlardır. Atalar kültü, çeşitli tabiat kültleri şeklinde tezahür eden bu sistem, nihayet Gök Tanrı kültü ile ulaşabileceği en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Zamanla Türkler&#8217;i Şamanizm’i de tanıdıkları görülmektedir. Fakat onlar kendi eski inançlarını bana da uyarlamasını bilmişler ve Şamanizm’e kendilerine has bir çehre kazandırmışlardır.</p>
<p>Yaşadıktan geniş coğrafi sahanın bir gereği olarak Türkler, bir yandan doğuda Budist Çin kültürünün etkisine girerken, bir yandan da batıda Zerdüşti İran’ın inançlarıyla haşır-neşir olmuşlar, nihayet Maniheizm ve Mazdeizm’i de tanımışlardır. Değişik coğrafya ve iklimlerin, kültürlerin mahsulleri olan bu dinler bazen aynı Türk toplumunda birbirlerine halef selef olurken, bazen de yan yana var olmuşlardır. Böyle durumlarda karşılıklı etkilenmeler ve tedahüller vuku bulmuş, zikredilen bu dinler bu suretle Türklere mahsus birer biçim almışlardır. Nihayet butlana yerini, daha önce hiç bir dinin yapamadığı bir biçimde çok geniş kitlelere yayılarak İslamiyet almıştır. Fakat İslamiyet’ten öncesi dinlerin uzun asırlar boyu hasıl ettiği etkiler kolay kolay sökülüp anlamamış, bazdan İslami bir dia altında bazı Türk topluluklarında bütün kuvvetiyle yaşamaya devam etmiştir. Başka bir deyişle, İslamiyet Türkler’in inanç dünyalarının dibine inebildiği ölçüde eski dinlerin kalıntılarım dışarı atmıştır.”</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/eski-turklerde-din-ve-inanis/" rel="bookmark" class="crp_title">Eski Türklerde Din ve İnanış</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/alevilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Alevilik</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/babailer-ayaklanmasi/" rel="bookmark" class="crp_title">Babailer Ayaklanması</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hoca-ahmet-yesevi/" rel="bookmark" class="crp_title">Hoca Ahmet Yesevi</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/ayetullah-humeyni/" rel="bookmark" class="crp_title">Ayetullah Humeyni</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/turklerde-yahudilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hoca Ahmet Yesevi</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/hoca-ahmet-yesevi/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/hoca-ahmet-yesevi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 01:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3395</guid>
		<description><![CDATA[Türkistan’da İslamiyet’in yayılmasında en büyük rolü oynamış Türk mutasavvufu ve tarikat kurucusu. Doğu Türkistan’da Sayram kasabasında doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1166 da Yesi’de öldü. Ahmet Yesevi, İbrahim adlı bir şeyhin oğludur. 7 yaşında iken babası öldü. Ablası Gevher Şehnaz ile birlikte Sayram’dan Yesi kasabasına gelip yerleştiler. İlk tahsilini burada tamamladıktan sonra Buhara’ya gitti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/hoca-ahmet-yesevi.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="hoca-ahmet-yesevi" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/hoca-ahmet-yesevi.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Türkistan’da İslamiyet’in yayılmasında en büyük rolü oynamış Türk mutasavvufu <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> tarikat kurucusu. Doğu Türkistan’da Sayram kasabasında doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. 1166 da Yesi’de öldü. Ahmet Yesevi, İbrahim adlı bir şeyhin oğludur. 7 yaşında iken babası öldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Ablası Gevher Şehnaz ile birlikte Sayram’dan Yesi kasabasına gelip yerleştiler. İlk tahsilini burada tamamladıktan sonra Buhara’ya gitti. Hemedanlı Şeyh Yusuf’un öğrencisi oldu. Onun ölümünden sonra üçüncü halifesi olarak yerine geçti (1166). Daha sonra, şeyhinin vasiyetine uyarak Yesi kasabasına geldi ve ömrünün sonuna kadar orada kaldı. Ahmed Yesevi’nin kişiliği, fikirleri öylesine güçlüydü ki, sadece yaşadığı çevreye değil, tüm Asya, İran ve Ortadoğu’da milyonlarca insana tesir etti. <span id="more-3395"></span>Sünni veya Şii olsun, her mezhep ve tarikattan kimseler onunla ve kurduğu düşünce sistemi ile yakınlık iddiasında idiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Yesi’de Timur tarafından inşa edilen muhteşem türbesi bugün bile Asya’nın manevi hayatının merkezlerinden biridir. Yeni yeni İslamiyet’i benimseyen, İslam’ı hayata ayak uydurmaya çalışan göçebe ve cengaver Türk kavimlerine, ilerde Selçuk Türkleri’nde en üstün nokrasını bulacak olan İslam hassasiyetini aşılayan Ahmet Yesevi’dir. Onun dervişleri Anadolu’nun fethinde, Türkleşmesinde büyük emek sarf etmişlerdir. Şeriata bağlı olan tasavvuf anlayışının tesirleri uzun asırlar sürmüş, Türk-İslam dünyasının manevi babası olarak tarihteki yerini almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Benimsediği tasavvuf öğretisini göçebe Türk toplulukları arasında yayan, halk edebiyatı geleneğine dayanan, hece vezniyle yazılmış ortak Orta asya Türkçesi özelliklerini taşıyan şiirlerinden hangilerinin kesinlikle ona ait olduğu bilinmemektedir. Hikmet diye adlandırılan bu şiirlere türlü dönemlerde Yesevi dervişlerince Ahmet Yesevi’nin görüşlerini ve anlatım özelliklerini sürdüren yeni örnekler katıldığı kabul edilmektedir. En eski yazmaların ancak XVII. yy.’a ait olan Divan-ı Hikmet’te dervişliğin erdemleri, dinsel ahlaksal sonuçlara bağla-nan İslam menkıbeleri, peygamberler ve tasavvuf adamıyla ilgili öykücükler, dünyadan yakınmayı dile getiren, kıyamet günlerinin yaklaştığını hatırlatarak müminleri Tanrı yoluna çağıran, lirizmden oldukça uzak ve öğretici yanları ağır basan ürünler yer alır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hakaniye Türkçesi ürünleri arasında yer alan Divan-ı Hikmet’in yazmaları dışında Kazan, Taşkent, İstanbul gibi merkezlerde yapılmış Arap harfli basımları bu şiirlerin XIX yy. sonuna dek geniş çevrelerde okunduğunu gösterir. Fuat Köprülü’nün Türk Edebiyatı’nda ilk mutasavvıflar (1919) adlı yapıtı Ahmet Yesevi’nin yaşamının, kişiliği ve düşüncelerinin yakından tanınmasına olanak verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Divan-ı Hikmet&#8217;ten seçilmiş örnekler, Türkiye Türkçesine çevrilmiş karşılıklarıyla Prof.Dr.Kemal Eraslan tarafından yayımlandı (Divan-ı Hikmet’te denemeler, 1983)”</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/ahi-evran/" rel="bookmark" class="crp_title">Ahî Evran</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/naksibendilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Nakşibendilik</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/nesimi/" rel="bookmark" class="crp_title">Nesimi</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/fuzuli-1556/" rel="bookmark" class="crp_title">Fuzuli ( ? &#8211; 1556 )</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/nazim-hikmet-ran/" rel="bookmark" class="crp_title">Nazım Hikmet Ran</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/hoca-ahmet-yesevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akşemseddin</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/aksemseddin/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/aksemseddin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 13:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3398</guid>
		<description><![CDATA[Asıl adıyla Akşemseddin Muhammed bin Hamza (1390- 1459). Türk tarihinde İstanbul fethinin mânevi kahramanı olarak anılan büyük bir velî ve tıpta ileri görüş sahibi bir âlimdir. Fâtih Sultan Mehmed’in doğumundan başlayarak İstanbul fethinde ve diğer seferlerinde beraber bulunmuş, hoca ve mânevî destekçi niteliğiyle emeği geçmiştir. Şeyh Şihâb el-Dîn el-Suhreverdî soyundandır ve 1390’da Şam’da doğmuştur. Annesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/aksemseddin.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="aksemseddin" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/aksemseddin.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Asıl adıyla Akşemseddin Muhammed bin Hamza (1390- 1459).<br />
Türk tarihinde İstanbul fethinin mânevi kahramanı olarak anılan büyük bir <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a>lî ve tıpta ileri görüş sahibi bir âlimdir. Fâtih Sultan Mehmed’in doğumundan başlayarak İstanbul fethinde ve diğer seferlerinde beraber bulunmuş, hoca ve mânevî destekçi niteliğiyle emeği geçmiştir. Şeyh Şihâb el-Dîn el-Suhreverdî soyundandır ve 1390’da Şam’da doğmuştur. Annesi Osmancık’lıdır. Bayrâmiyye tarikatının Şemsiyye kolunu, şeyhi Hacı Bayram Velî’nin vefatın-dan sonra kuran Akşemseddin, onun ve şeyh Zeynüddin Hâfî’nin müridlerindendir. Yedi kez Mekke’ye hacca gitmiştir. Ak-Şemseddin, diğer din ileri gelenlerinin başında Istan bul muhâsarasında hitabeleriyle Türk askerlerine savaşma şevki vermesi ve özellikle muhasaranın uzaması sırasında İkinci Mehmed’e, İstanbul’un kesinlikle fethedileceğini söyleyerek mânevî destekçi olması bakımından şehrin mânevî fâtihi sayılır.<span id="more-3398"></span> Ayrıca, İslâm âlemi, Arap ordularının Muaviye zamanında İstanbul’u muhasarası sırasında, surlar yakınında hastalık veya düşman okuyla şehîd düşen Eba Eyüb ei-Ensari’nin kabrinin keşfedilip ortaya çıkarılmasını da ona borçludur. Fâtih Sultan Mehmed’in Ak-Koyunlu Uzun Haşan’ı yenilgiye uğrattığı Tercan civarındaki Otluk beli Meydan Savaşı’ndan önce gördüğü rüyâyı Ak Şemseddin yorumlamış, kendisine zafer müjdesi vermiştir (1473).</p>
<p style="text-align: justify;">Şair Hamdullah, Ak Şemseddin’in küçük oğludur. Ak Şemseddin sofilerin semâ ve mânevî raksı üzerine bir risâle kaleme almıştır: Risâla fi davarân al-sûfiya va raksihim (Kâtip Çelebi, neşr, Flügel) III, 387).</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük tasavvuf ve ilim adamı Ak Şemseddin hakkında İstanbul kütüphanelerinde basılmış veya el yazması bir çok Menakib-i Ak Şemseddin nüshaları bulunmaktadır (msl. Topkapı Sarayı, Hazine Kütp., nr. 1263). Amasya Tarihi yazarı, annesinin Osmancık&#8217;tan olduğunu kaydetmektedir. Tıp ilminde ileri derecede yeri olduğunu, risalelerinden ve bir çok tıp dergisinde Dr. Süheyl Ünver gibi bir Tıp Tarihi bilgininin yazılarından ve diğer yazarların makalelerinden öğreniyoruz. En önemli tıbbî eseri Maddet al-Hayât adını taşımaktadır (Top- kapı Sarayı, Hazine Kütüp, Tıp Bölümü, nr. 126). Bu sonuncu eserinde Ak Şemseddin (var. 50) şöyle demektedir: “Cümle marazların, suret-i nev’iyesi hasebiyle nebat ve hayvanlardı .olduğu gibi, tohumlan ve asıl- lan vardır; ot tohuma ve ol kökü gibidir”. Bunların “Gözle görülmeyecek kadar ufak” olduğunu söyleyen Ak Şemseddin’in, uzmanlar tarafından, tıbbın önemli kollarından mîkrobiyoloji’ye büyük hizmeti geçtiği ileri sürülmektedir. Akşemseddin’in türbesi Göynük’tedir.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/haci-bayram-veli/" rel="bookmark" class="crp_title">Hacı Bayram Veli</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hoca-ahmet-yesevi/" rel="bookmark" class="crp_title">Hoca Ahmet Yesevi</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/adli-sultan-2-bayezid/" rel="bookmark" class="crp_title">Adli (Sultan 2. Bayezid)</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/durzilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Dürzilik</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/sami-pasazade-sezai/" rel="bookmark" class="crp_title">Sami Paşazade Sezai</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/aksemseddin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nakşibendilik</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/naksibendilik/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/naksibendilik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2012 01:00:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3389</guid>
		<description><![CDATA[Bahaddin Nakşibend’in kurduğu ve îslâm dünyasında en yaygın ve etkili tarikatlardan biridir. Esseyyid Abdülhakim Arvasi’nin “Rabıta-i Şerife” adlı eserinde Nakşilik şöyle anlatılıyor; “Bil ki Nakşilik tarikatı hiçbir ziyade ve noksan kabul etmeksizin peygamber sahabilerinin yoludur. Bu tarikat, sünnet ve azimette kulluğu sürdürmekten ve adetle, ibadetler ve muamelelerde ve bütün işlerde bid’atlere düşmemekten ve harcanma, tükenme, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/naksibendilik.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="naksibendilik" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/naksibendilik.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Bahaddin Nakşibend’in kurduğu <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> îslâm dünyasında en yaygın ve etkili tarikatlardan biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Esseyyid Abdülhakim Arvasi’nin “Rabıta-i Şerife” adlı eserinde Nakşilik şöyle anlatılıyor;<br />
“Bil ki Nakşilik tarikatı hiçbir ziyade ve noksan kabul etmeksizin peygamber sahabilerinin yoludur. Bu tarikat, sünnet ve azimette kulluğu sürdürmekten ve adetle, ibadetler ve muamelelerde ve bütün işlerde bid’atlere düşmemekten ve harcanma, tükenme, fani olma yolunda Allah ile huzurdan ibarettir. Bu tarikat, iç temizliğinin gizli mücadelesine bağlanarak ruhaniyetten aks ve için için öldürüş suretiyle feyz alma yoludur ve bu feyz almada ihtiyar ve çocuk eşit olduğu gibi, ölü ve diri de müsavidir&#8230; <span id="more-3389"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu tarikatta esas olarak iki sağlam temel vardır ki, bunlardan nasibi olan kişiye her şey ikram edilmiş demektir. Bu iki esas da resuller resulü ve bağlanılan kâmil şeyhe nokta nokta ve zerre zerre perçinlenmektedir. Fakat bu muhabbeti zoraki olarak elde etmek mümkün değildir. Belki bu işte 2orakİlik ve her türlü yapmacık, zındıklık alametidir&#8230;” Günümüzde, etkinliği süren birkaç tarikat arasında en önemlisi Nakşibendilik tarikatıdır. Tam anlamıyla Sünni bir tarikat oluşu, şeriata bağlılığı, şeyhle müritleri ve bağlıları arasındaki sağlam, disiplinli ilişki, top-lumdaki sosyal, kültürel ve politik her harekete ilgi duyarak tarikat prensipleri doğrultusunda derhal tavır alışı ve olayları bu görüşlerle yorumlaması, bu tarikatı çok popüler yapmıştır. İslamiyeti, günlük olaylardan soyutlamayan, hayatın bütün dinamiklerine cevaplar veren bir müessese olarak gören genç Müslüman gruplar arasında da, bu kararlılığı nedeniyle büyük ilgi görmektedir. Hocalar, imamlar, her çeşit din görevlileri “tam anlamıyla Sünni bir tarikat oluşu ve İslamiyeti olaylardan soyutlamayışı nedeniyle” Nakşiliği benimsemişler, böylece bu tarikat, dini hayatı kontrolleri altında tutan çevrelerde büyük etkinlik kazanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kurucusu<br />
Nakşibendilik tarikatı, 1318-1389 yıllan arasında Türkistan’da yaşayan Muhammed Bahaüddin tarafından kurulmuştur. Nakşibend, Farsça “nakış yapan” anlamına gelir, “kalbi iş-lediği, kalbin Üzerine süsler yaptığı için” bu adı almış, kurucusunun isminin sonuna bu Nakşibend kelimesi eklenmiştir. Muhammed Bahaüd- din’in kendisinden çok Önce vefat eden Abdülhalik Gücdivani tarafından yetiştirildiği kabul edilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Nakşibend, Buhara yakınlarında bugün “Kasr-ı Ârifân” adı verilen köyde doğmuş, aynı köyde vefat etmiştir. Bir süre Nesef ve Merv şehirlerinde bulunmuş, iki kez hacca gitmiştir.<br />
Kendisinden sonra tarikatı, hali feleri Alâüdin Attar, Muhammed Parsa ve Yakup-i Çarhi yürütmüş ve yaymışlardır. Özellikle bu konuda Muhammed Parsa’nın hizmeti büyüktür.</p>
<p style="text-align: justify;">Prof. Tahsin Yazıcı, hakkında şu bilgileri veriyor;<br />
“Çok mütevazi bir hayat süren Bahaüddin Nakşibend, haramdan son derece sakınır, hediye getirenlere hediye ile mukabele eder, fakat bu hususlarda Peygamber gibi harekette bulunmanın küstahlık olacağını da söylerdi. Misafire çok saygı gösterir, ona uymak maksadı ile gerekirse orucu bozmanın bile caiz olacağını söyler, hayvanlara karşı da büyük bir sevgi beslerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha çok yaradılışının icabı olan bu gibi hususiyetleri dışında Bahaüddin Nakşibend’in tekâmülünü Muhammed b. Ali b. el Hüseyin el- Tirmizi (ölm. 320 = 932)’nin eserlerine borçlu olduğu söylenebilir. Nitekim kendisi de 789 (1387)’da 22 yıldan beri Hakim Tirmizi tarikatına bağlı olduğunu söylemektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bahaüddin Nakşibend’in, evradından ve halifesi Parsa tarafından, ayrıca bazı hal tercümesi kaynaklarında tespit edilen sözlerinden başka, herhangi bir eserine rastlanmamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nakşibend’e izafe edilen veya hiç olmazsa ondan sonra bu ad ile şöhret bulan tarikatın izlerine ise, daha önce Gazneliler devrinde &lt;357 &#8211; 579 = 962 &#8211; 1183) rastlamaktadır. Ancak başlangıçta sadece bazı esasları belli olan bu tarikat, gerçek hüviyetini Hoca Yusuf el-Hamadani (ölm. 535 = 1140)’den sonra aldı. Elh-i sünnet akidelerine sıkı sıkıya bağlı olduğu için, halkın, hilafet hususunda icmâi desteklediği için de, Sünni hükümdarların rağbetine ve yardımına mazhar ol-du. Yusuf el-Hamadani’nin halifelerinden Ahmed Yesevi tarikatın Maveraünnehir’de, Abdülhalik el- Gücdivani de Harizm ve Horasan’da yayılmasına yardım etti. El- Gücdivani&#8217;’nin zikr-i hafiyî, Ahmed Yesevi’nin ise zikr-i cebriyi tercih etmesi sebebi ile, tarikat iki kol halinde gelişti ve bu kollar geliştiği muhittin örf ve inançlarının tesiri ile de, birbirinden oldukça farklı bir mahiyet aldı. Ancak bir ara zayıflamış olan Gücdivani esasları Bahaüddin Nakşibend tarafından tekrar canlandırıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Filhakika Bahaüddin Nakşibend’e izafe edilen tarikatın belli-başlı esaslarından olup, şeyhten alınan zikri, kalp veya dil ile devamlı olarak tekrarlamak anlamına gelen yâd kerd, zikrederken Tanrı’dan başka şey düşünmemek maksadı ile kalbin kapısına göz kulak olmak anlamına gelen nigâh daşt, acz ve alçak gönüllülük ile Tanrı’ya yönelme anlamına tefsir edilen baz keşt, zevk duyarak, Tanrı ile huzurun devam etmesi anlamına tefsir edilen yad daşt, Tanrı’dan haberdar olarak, nefesin girip çıkmasına dikkat etmek manasına gelen hûş derdem, tefrikadan sakınmak manasına gelen nazar ber kadem, topluluk içinde insanın kendisini sadece Tanrı ile hissetmesinden ibaret olan halvet der encümen, verilen sıfatlardan ilahi vasıflara yükselmek manasına alınan sefer der vatan, her akşam günlük amellerin muhasebesini yapma manasına gelen vukuf-ı zamani ve kalp ile yapılan zikirde sayı gözetmek, yani zikredenin kalbi ile bir nefeste kelime-i tevhidi 3,5,7,15 veya 21 defa ve daima tek sayı ile tekrarlamaktan ibaret olan vukuf-ı adedi gibi tabir ve usuller tamamiyle el-Gücdivani’ye aittir.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü üzere, el-Gücdivani esaslarına sadık kalan Bahaüddin Nakşibend, tarikatım, üveysilik ve rabıta gibi iki umde ile takviye etti. Başka tarikatların aksine, tarikat silsilesini Ali yerine Ebubekir’e bağlamak sureti ile, diğerlerinde az da olsa hissedilen Şiilik tesirine yer vermedi. Bu gibi küçük farklar, yetiştiği zaman ve muhitin tesirleri istisna edilirse, denilebilir ki, Bahaüddin Nakşibend’e izafe edilen tarikat, Gücdivani (ölm. 575 veya 585 = 1179 veya 1189)’den itibaren, hacegâniye adını alan bir tarikatın devamından ibarettir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Daha çok Bahaüddin Nakşibend ile büyük bir kuvvet kazanan bu tarikatın Orta Asya, Horasan ve havalisinin Sünnileşmesine büyük tesiri oldu. Çok geçmeden de, Ubcydullah Alır ar (806 &#8211; 895 = 1403 &#8211; 1490)’ın halifesi olup, daha çok Molla İlahi Simavi unvanı ile tanınan Şeyh Abdullah İlahi Simavi (ölm. 896 = 1490 / 1491) vasıtası ile Anadolu&#8217;da, Baki Bi’llah Kabuli (ölm. 1014 = 1605 / 1606) tarafından da Hindistan’da geniş ölçüde yayılma imkânını buldu. Hindistan’da müceddidiye adı altında gelişerek, oradan Hicaz, Irak ve Suriye’ye yayıldı ve son olarak da, Suriye’de Halidiye kolu teşekkül etti.”</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hoca-ahmet-yesevi/" rel="bookmark" class="crp_title">Hoca Ahmet Yesevi</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/mevlevilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Mevlevilik</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/bektasilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Bektaşilik</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/nesimi/" rel="bookmark" class="crp_title">Nesimi</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/alevilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Alevilik</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/naksibendilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bediüzzaman Said Nursi</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/bediuzzaman-said-nursi/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/bediuzzaman-said-nursi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 13:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3382</guid>
		<description><![CDATA[Said-i Nursi’nin Kişiliği Said-i Nursi 1873 yılında Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğdu, isminin sonundaki Nursi kelimesi doğduğu yere izafeten verilmiştir. Yani “Nurslu Said” anlamına&#8230; Araştırıcı bir zekâya, Öfkeli ve cevval bir karaktere sahip olan küçük Said okuyup öğrenme aşkını kendinden büyük okur-yazar ağabeyinin yardımı ile »atinin etmeye çalışıyor. Köyünde medrese yok. Civar köylere, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/bediuzzaman said nursi.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="bediuzzaman said nursi" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/bediuzzaman said nursi.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a><strong>Said-i Nursi’nin Kişiliği</strong><br />
Said-i Nursi 1873 yılında Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Nurs köyünde doğdu, isminin sonundaki Nursi kelimesi doğduğu yere izafeten <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a>rilmiştir. Yani “Nurslu Said” anlamına&#8230;<br />
Araştırıcı bir zekâya, Öfkeli ve cevval bir karaktere sahip olan küçük Said okuyup öğrenme aşkını kendinden büyük okur-yazar ağabeyinin yardımı ile »atinin etmeye çalışıyor. Köyünde medrese yok. Civar köylere, kasabalara gidiyor, hocalar ve şeyhlerle görüşüyor, fakat başkalarını beğenmeyen, kendine aşın güven duyan genç Said hiçbir çevre ve kişiyle anlaşamadığı için ciddi bir tahsil yapma imkânından da mahrum kalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Her şeyin esasım öğrenmek, tüm ilimlerle ilgilenmek genç Said’in başlıca özelliğidir. İstikrarsız günler birbirini kovalıyor. Kitaplara kapanıyor. Her şeyi herkesten iyi bilmek hırsı&#8230; Herkesle tartışmak, bazen de günlerce kimseyle konuşmamak, sonra da köy köy. kasaba kasaba dolaşarak kendine bir şeyler öğretecek kimseleri aramak gibi özellikleri dikkati çekiyordu.<span id="more-3382"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Adı “Molla”ya çıkmıştır. Halk onu artık “Derin hoca” olarak görmektedir. Yaşı henüz 17’dir. Mardin&#8217;de hükümet aleyhine konuşmalar yapar. Jandarma ve hapishane ile ilk tanışması böyle başlar. Bitlis’e gönderilir. Herkese çatmaktadır. Vali, kaymakam, paşa, ağa, eşraf ayırt etmez. Elinden hiç düşürmediği sadece din kitaplarıdır. Gelişen bu bilgisi ile kendine çevrede büyük şöhret sağlar. Tekrar Van’a gelir ve beş yıl kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Bediüzzaman” lâkabını alması bu sıralardadır. Din ilimlerindeki bilgisi ve konuşma yeteneği nedeniyle verilen bu sıfat ömrünün sonuna kadar onun asıl tanıtıcı ismi olacak, “Zamanın üstadı, zamanın harikası” anlamına gelen bu isimle anılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Van valisinin teşviki ile 32 yaşında İstanbul’a geliyor. Amacı, başkentin, her biri İslâm dünyasının ünlüleri sayılan âlimleri ile tartışmak, kendini denemek. İstanbul’un siyaset,<br />
ilim ve din çevrelerine giriyor. Herkesle, her yerde, her konuda tartışıyor Sarıksız, sakalsız, kendine özgü garip bir kıyafetle İstanbul sokaklarında dolaşan Said, hem İttihatçılar’a, hem de onların muhalifi Sultan Abdülhamid&#8217;e karşıdır. 31 Mart Vakası’nda Divarı-ı Harbe verilir. Uzak- yakın olaya bulaşan çok kimsenin sehpada can verdiği bu davada beraat eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim görevlilerinden Prof.Sina Akşin, 1970 yılında SBF yayınları arasında çıkan “31 Mart Olayı” adlı kitabında 31 Mart Olayı’nın, aslında îttihat- Terakki Partisİ’nin baskı, zulüm ve cinayetlerine karşı muhalefetin ve çeşitli hissiyatta hareket eden grup ve şahısların ayaklanmasından ibaret olduğunu, Bcdiüzzaman’ın yaptığı konuşmalarla askeri subaylarına karşı itaate davet ettiğini, Divan-ı Harp’te ise beraat ettiğini teyit ettikten sonra şöyle diyor:<br />
“Bediüzzaman da askere, ulülemre; yani subaylara itaatin farz olduğunu hatırlatıyordu. Bediüzzaman’ın diğer bir yazısı ‘Cemiyetlere ihtar-ı mühim’, cemiyet ve fırkaların çeşitli za-rarlarını saydıktan sonra siyasete karışan kuruluşların ya birleşmesini ya da toptan kaldırılmasını öne sürüyordu.’’</p>
<p style="text-align: justify;">Sözü geçen eserin 158. sayfasında da şunlar belirtiliyordu:<br />
“Bundan sonraki iki yazı imzasız, üçüncüsü Said-i Kürdi’nin imzasını taşıyordu. Ama ikinci yazı yedinci gün “Mizan”da çıktığı için onun da Said-i Kürdi tarafından yazıldığını biliyoruz. Birinci yazının da onun tarafından yazılmış olması mümkündür. İlk yazı -Âsâkire Hitap- askerlere, subaylarına boyun eğmelerini öğretiyordu&#8230; Siyasete karışılmamalıydı. Bu inkılâp hareketleri ilâç gibiydi, fazlası zararlı olurdu. Ayrıca, Avrupa&#8217;nın manevi istibdadı altında bulunmak bakımından ihtiyatlı ve ılımlı olmak ı gerekiyordu.”<br />
31 Mart Olayı ve duruşmalardan sonra Said-i Nursi, İstanbul’dan ayrılıyor ve Batum yoluyla Van’a dönüyor. Sonra Şam’a gidiyor, oradan Rumeli’ye. Tüm düşüncesi Van’da bir medrese-üniversite açmaktır. Rusların Doğu’ya saldırması üzerine savaşa katılıyor. Sibirya’da iki yıl esir kalıyor. Firar ve Varşova-Viyana üzerinden İstanbul’a dönüş.</p>
<p style="text-align: justify;">Olgunluk dönemindedir. Kendine rehber olarak Abdülkadir Geylani ve İmam-ı Rabbani’nin eserlerini ve yolların seçmiştir. Mütareke günlerinde İstanbul’dadır. TBMM’nin açılışında bir süre Ankara’da kalıyor. Sonra, çok uzun yıllar kalacağı Van’a dönüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said İsyanından sonra (ki, bu isyanla ilgili olmadığı, hatta kendisine bu konuda başvuranlara nasihat ettiği biliniyor) Burdur’a, sonra da Isparta&#8217;nın Burla bucağına sürülüyor. İşte bu günlerde, sonradan büyük akisler uyandıracak “Nur Risaleleri” denilen eserlerini yazmaya başlıyor, ilk çevre, ilk talebeler&#8230; Nur talebeleri ile ilk mahkemesi 1934’te Eskişehir’de oluyor. Sonra Kastamonu’da 8 yıl süren bir sürgün daha&#8230; 1943’te bu kere Denizli Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nde 126 talebe ile yargılanma. Suç: “Gizli cemiyet kurmak”. Risaleler toplanıyor. Said-i Nursi Afyon’un Emirdağ ilçesine sürülüyor. Her sürgünden önce o ilin cezaevinde birkaç ay veya yıl hapis yatıyor. 1949’da Afyon Cezaevi’nden çıkıyor. Emirdağ’a dönüyor. Risale-i Nurlar çoğalmış, kitapların sayısı 150’ye varmıştır.<br />
Davalar DP zamanında da sürüyor. “Nurculuk” adı verilen bir olay vardır ve eylem, “pasif direniş” şeklindedir. 1953’te Isparta&#8217;dadır. Bugünlerde yüzlerce değişik mahkemelerde binlerce Nur talebesi yargılanmakta, eylem, meri kanunlar içinde bir yere sokularak ve emsal karar olarak tümüne uygulanmak istenmektedir. Fakat maddi eylem yoktur, örgüt yoktur, direniş yoktur, yazı ve sözlerde suç yoktur. Sadece, “Zan ve bu zanla yakıştırılan bir kötü niyet” vardır. Fakat bu tereddüt, Nur risalelerini okuyan yüzlerce insanın bir süre için de olsa cezaevlerine kapatılmalarına mani olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Sene 1960&#8230; Said-i Nursi 87 yaşındadır. Konya üzerinden Urfa’ya gidiliyor. Ağır hastadır. Bir otele yatırılıyor. Emniyet müdüründen emir: “Derhal bu şehri terkediniz”. O kararı duyuyor; “Ben şimdi hayatımın son dakikalarını geçiriyorum. Sizin vazifeniz bana su bulup getirmektir. Gidemeyeceğim. Âmirinize böyle deyiniz. ’ ’<br />
O akşam vefat ediyor. 24 Mart 1960&#8230; Ulu Cami’de Halilürrahman’da hazırlanan kabre gömülüyor. 27 Mayıs’tan sonra bu kâbir açılıyor, naaş alınıyor ve uçakla meçhul bir yere götürülüyor. Şimdi kimse, Said-i Nursi’nin nereye gömüldüğünü veya bırakıldığını bilmez?&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bediüzzaman’ın Bazı Görüşleri</strong><br />
“Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı sanıyorlar? Ben cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da fedâ ettim, ahiretimi de. Seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm. Memleket memleket sürgüne yollandım. Defalarca zehirlendim, türlü türlü hakaretlere maruz kaldım.”</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yazısında kendisini böyle tanıtan Said-i Nursi’nin çeşili konularda görüşleri şöyle:<br />
Kapitalizm (1930&#8242;larda bir yazısından): “Kapitalizm, hem zalimane, hem tabiat-ı âlem-i İslâm’a aykırı, hem fakir Müslümanlar’ın menfaatlerine mübayin, hem ömrü kısa, parçalanmaya namzettir. Bu devirde suistimal o dereceye vardı ki, bir sermayedar kendi yerinde oturup, bankalar vasıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı halde bir biçare amele sabahtan akşama kadar yeraltı madenlerinde çalışıp ölmeyecek derecede on kuruşluk ücret kazanıyor.”<br />
<strong>Laiklik:</strong>“Laik cumhuriyet dini dünyadan ayırmaktır. Yoksa, dini reddetmek ve bütün bütün dinsiz olmak olmadığını biliyoruz. Laiklik, dine karşı tarafsız kalmaktır&#8230; Eğer laik cumhuriyeti soruyorsanız, ben biliyorum ki, laik mânâsı tarafsız kalmak, yani vicdan hürriyeti düsturuyla dinsizlere ilişmediği gibi, dindarlara da ilişmez bir hükümet telakki ederim&#8230;”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kürtçülük</strong> (Kürt Teali Cemiyeti Başkanı’na verdiği cevaptan): “Bin yıldan beri âlem-i İslâm’ın bayraktarlığını yapan kahraman Türk milletine hizmet yerine, dört yüz elli milyon kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçinin peşinden gitmem&#8230;” Ve (Doğu’da isyan çıkaran Şeyh Said tarafından yapılan davete verdiği cevaptan): “Türk milleti asırlardan beri İslâmiyet’in bayraktarlığını yapmış ve çok veliler yetiştirmiştir. Bu kahraman milletin torunlarına kılıç çekilmez. Kardeşi kardeşle çarpıştırmak doğru olmaz. Böyle kötü ve sakat te-şebbüslerden vazgeçiniz. Millet irşad ve tenvir edilmelidir.”<br />
<strong>Ordu</strong> (1909’da Serbesti gazetesine yazdığı bir yazıdan): “İslâmiyet’in maddi kuvveti ordudur. Ordunun ruhu ve mefkuresi mektepli zabitlerdir. Bunlara ilişmek (isyan etmek) hayatı millete cinayet etmektir.”<br />
<strong>Hukuk ve Kişilik</strong><br />
“Müsavat, fazilet ve şerefte değildir, hukuktadır. Hukukta şah ve geda birdir.”<br />
<strong>Adalet</strong><br />
“Devlet organları içinde en ziyade hürriyetini muhafaza etmeye, dış tesirlerden en ziyade tarafsız hissiyatsız bakmaya mükellef olan elbet mahkemedir.”<br />
<strong>Sosyal Adalet</strong><br />
“En bedbaht, en muzdarip, en sıkıntılı işsiz adamdır. İş vücudun hayatı ve hayatın uyanıklığıdır. Atalet sefahati, fakirliği ve bedbahtlığı doğurur. Beşerin sosyal hayatında bütün ahlâksızlığın, bütün anlaşmazlığın menşei iki kelimedir. Birisi, “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne?” İkincisi, “Sen çalış, ben yiyeyim&#8230;”</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/nurculuk/" rel="bookmark" class="crp_title">Nurculuk</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/ayetullah-humeyni/" rel="bookmark" class="crp_title">Ayetullah Humeyni</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/haci-bayram-veli/" rel="bookmark" class="crp_title">Hacı Bayram Veli</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/dil-nedir/" rel="bookmark" class="crp_title">Dil Nedir?</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hz-mehdi/" rel="bookmark" class="crp_title">Hz. Mehdi</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/bediuzzaman-said-nursi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nesimi</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/nesimi/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/nesimi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 01:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat-Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3379</guid>
		<description><![CDATA[Türk sair ve mutasavvıfı. Bağdat’ta doğdu. Halep’te öldürüldü. Doğum yılı bilinmiyor. Ölümü için de 1404, 1414 veya 1418 yılları veriliyor. Asıl adı Seyyid İmameddin Nesimi’dir. Azeri Türk’üdür. Hayatı konusunda geniş bilgi yoktur. Hurufiliğin kurucusu Fazlullah’ın halifesidir. Gaybi Sunullah’ın Beşaretname adlı eserinde, Nesimi’nin Anadolu’ya geldiği, Ankara’da Hacı Bayram Veli ile görüşmek istediği, fakat huzura kabul edilmediği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/nesimi.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="nesimi" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/nesimi.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Türk sair <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> mutasavvıfı. Bağdat’ta doğdu. Halep’te öldürüldü. Doğum yılı bilinmiyor. Ölümü için de 1404, 1414 veya 1418 yılları veriliyor. Asıl adı Seyyid İmameddin Nesimi’dir. Azeri Türk’üdür. Hayatı konusunda geniş bilgi yoktur. Hurufiliğin kurucusu Fazlullah’ın halifesidir. Gaybi Sunullah’ın Beşaretname adlı eserinde, Nesimi’nin Anadolu’ya geldiği, Ankara’da Hacı Bayram Veli ile görüşmek istediği, fakat huzura kabul edilmediği yazılıdır.<br />
Nesimi Anadolu gezisinden sonra Halep’e döndü, orada, yaymak istediği düşünceleri ve yazdığı şiirlerine büyük tepki aldı. Fikirleri şeriata aykırı görüldüğü için hocalar kendisini şikâ-yet ettiler. <span id="more-3379"></span>Nesimi, tüm bunlara aldırmadan, Hallac-ı Mansur’un “Enel Hak-Ben Hakk’ını” sözü doğrultusunda görüşler ileri sürüyor, “Mansur  Enel Hak söyledi, Haktır sözü, Hak söyledi” gibi şiirler yazıyordu. Sultan Berkukoğlu Nasirüddin Ferc’in emri ile Halep Naibi Yaş Beg tarafından hapsedildi. Uzun süre hapiste kaldıktan sonra derisi yüzülerek öldürüldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Nesimi, Bektaşiler’in “en büyük” dedikleri 7 şairden biridir. Hurufilik onun ününden de yararlanarak hızla gelişmiştir. Bektaşiler ve Bayrami Melamileri üzerinde çok etkili olmuştur. Şiir açısından eleştirmenler de kendisini büyük bir şair olarak görürler. Tek başına tüm Alevi-Bektaşi edebiyatına tesir etmiş, sadece içeriği ite değil, söyleyiş tarzı ile de onun şiirleri halkla tasavvuf arasında bir bakıma köprü olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruh coşkunluğu, ataklığı, üstün şiiri ve çarpıcı fikirleri ile çağlan etkileyen Nesimi ölüm biçimi nedeniyle de efsanelere, hikâyelere konu olmuş, bazı tarikat mensuplarınca şehit sayılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nesimi, şiirlerinde Hurufiliğin dünya ve Tanrı görüşünü derinliğine işlemiştir .Nesimi, ibadet ve Tanrı arasındaki ilişkiyi, ibadetin Tanrı sevgisi karşısındaki yerini belirten bir şiirinde şu beytiyle hemen hemen tüm felsefesini açıklamaktadır:<br />
“Gel gel beri ki savm-ı salatın kazası var,<br />
Sensiz geçen zamanı hayatın kazası yok.”</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hoca-ahmet-yesevi/" rel="bookmark" class="crp_title">Hoca Ahmet Yesevi</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/balakgazi/" rel="bookmark" class="crp_title">Balakgazi</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/garipciler/" rel="bookmark" class="crp_title">Garipçiler</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/ahi-evran/" rel="bookmark" class="crp_title">Ahî Evran</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/haci-bayram-veli/" rel="bookmark" class="crp_title">Hacı Bayram Veli</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/nesimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Safeviler</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/safeviler/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/safeviler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 13:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3376</guid>
		<description><![CDATA[İran’da Şiiliği resmi devlet dini yapan, bir anlamda Şii bir devlet kuran hanedan (1501-1732). Hanedan, adını, Safiyettin Erdebili’nin kurduğu Safeviye tarikatından almıştır (Öl. 1334). Timur istilasından sonra Osmanlı-Türk devleti zayıflayıp Doğu Anadolu topraklarım terk edince Safeviler tarikatlarım, sahipsiz kalan Türkmenler arasında da yaymaya başladılar. Timur, Erdebil vilayetini köyleri ile birlikte Safiyettin Erdebili’nin torunu Hoca Ali’ye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/Safeviler.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="Safeviler" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/Safeviler.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>İran’da Şiiliği resmi devlet dini yapan, bir anlamda Şii bir devlet kuran hanedan (1501-1732). Hanedan, adını, Safiyettin Erdebili’nin kurduğu Safeviye tarikatından almıştır (Öl. 1334). Timur istilasından sonra Osmanlı-Türk devleti zayıflayıp Doğu Anadolu topraklarım terk edince Safeviler tarikatlarım, sahipsiz kalan Türkmenler arasında da yaymaya başladılar. Timur, Erdebil vilayetini köyleri ile birlikte Safiyettin Erdebili’nin torunu Hoca Ali’ye <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a>rince tarikat siyasi anlamda da büyük güç kazandı. Hoca Ali’den sonra Safeviye’nin şeyhi olan Cüneyt (1447-1460), Diyarbakır&#8217;da Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kız kardeşi ile evlendi ve böylece bu ülkenin topraklarında tarikatının propagandasını yapma imkânı buldu. <span id="more-3376"></span>Bir süre sonra güçlendiğini ve taraftarlarının çoğaldığım görünce eyleme geçen Cüneyt, Şirvanşahlar’a saldırdı. Öldürüldü ve yerine Uzun Hasan’ın kardeşinden olan oğlu Haydar geçti. Haydar, Uzun Hasan’ın kızı ile evlenerek akrabalığını daha da pekiştirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Safeviye tarikatının devletleşme hırsı Haydar’da gerçek adamını bulmuştu. Müritlerine, 12 imamı simgeleyen 12 dilimli kızıl taç giydiren Haydar, böylece onların bundan böyle Kızılbaş olarak anılmalarına vesile oldu. Haydar, bitmek bilmeyen savaşlarından birinde öldürülünce yerine oğlu Ali geçti. Ali, topladığı büyük bir mürit kalabalığı ile Tebriz’e saldırdı. Fakat başaramadı ve o da öldürüldü (1501). Ali’nin küçük kardeşi ve daha sonra Şah İsmail olarak anılacak olan İsmail bin Haydar, dedesi Uzun Hasan’ın devleti Akkoyunlularm başına geçmek için yaptığı girişimlerde başarılı oldu. Azerbeycan’a yürüdü. Tebriz’i ele geçirdi, hükümdarlığını ilan etti. Böylece ilk kez bir tarikat devlet oluyor ve Safeviler İran’da büyük bir siyasi güç olarak da tarih sahnesine çıkıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şah İsmail ile birlikte Şiiliği temsil eden İran devleti ile Sünnilerin sözcüsü Osmanlı-Türk devleti arasında, daha sonraki asırlarda da çeşitli çap ve niteliklerle sürüp giden mücadele başlamış oluyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">4‘Şah İsmail, baş döndürücü bir hızla başarıdan başarıya koştu. Batıda Elbistan’a kadar ilerleyerek bölgeyi güven altına aldıktan sonra Doğu’ya yöneldi ve Özbek Hanı Şıban’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Egemen olduğu topraklarda İran ulusçuluğunun temellerini attığı gibi Şiiliğin devletin resmî dini olmasını sağladı. Kendisi ve ardılları kökenlerinin halife Ali’ye dayandığını öne sürdükleri gibi, Şii imamlarının kendi bedenlerinde yeniden belirdiği (tecessum ettiği) iddiasıyla yan ilahi bu durumu egemenliklerini sağlamlaştırmada teokratik bir destek olarak başarıyla kullandılar. Şah İsmail, tüm başarılarına karşılık Batı’da Sünni Osmanlılara karşı Çaldıran’da Yavuz Sultan Selim önünde çok ağır bir yenilgiye uğradı (1514). Yavuz, zaferden sonra Safevilerin başkenti Tebriz’i de ele geçirerek kentte Sünni yöntemlere göre kendi adına hutbe okuttu. Safeviler, başkentlerini önce Gazvin’e sonra da İsfahan’a taşımak zorunda kaldılar. Şah İsmail, Çaldıran yenilgisinin ardında güç de olsa ülkede kurduğu birliğin çözülme tehlikesini atlattı ve bunun için saltanatını borçlu olduğu Türkmen boylarına büyük yetkiler tanıdı. İsmail ölünce (1524) yerine geçen çocuk yastaki oğlu Şah Tahmasp, erginleşinceye kadar aşiret reislerinin elinde oyuncak oldu. Bu reisler ara-sında bağımsızlık peşinde koşanlar bulunduğu gibi, Osmanlılar ile işbirliği içinde bulunanlar ve sıkışınca Osmanlılara sığınanlar da vardı. Bu arada ülkede baş gösteren kızılbaş ayak- ] [anmaları nedeniyle Osmanlı ordusu üç kez Azerbeycan Irak-ı Arap Irak-ı Acem’e girdikten sonra Amasya barışı (1555) ile savaşlar durdu ve iki devlet arasında bir barış dönemi başladı. 53 yıl gibi çok uzun bir saltanattan sonra ölen (1576) Tahmasp’ın yerine geçmesi gereken büyük oğlu Muhammet Hudabende kör olduğundan tahta çıkarılmadı, yerine kardeşlerinden İsmail Mirza, Şah İsmail II ünvanıyla devletin başına geçti. Ancak, bazı kızılbaş önde gelenleri ile şehzadelerin birçoğunu ortadan kaldıran bu hükümdar, çok sayıda düşman kazandı ve bir yıl sonra zehirletilerek öldürüldü (1577). Kör olan ağabeyi Muhammet Hudabende tahta çıkarıldı (1578). Onun 1588’e kadar süren saltanatı sırasında ülkeyi karısı yönetti. Bu süre içinde Tiflis, Şirvan ve yöresi ile Tebriz Osmanlı egemenliğine girdi. Hudabende’den sonra tahta çıkan Şah Abbas I (Mirza) döneminde (1588-1629) Özbekler’in Herat’a saldırmaları, yeni hükümdarın önce oraya yönelmesini gerektirdi. Bu durumdan yararlanan Osmanlılar Gence ve Nihavend’i aldılar. Şah Abbas I, Özbekleri püskürtüp başkaldıran bazı emirleri de cezalandırdıktan sonra Osmanlılar ile bir uzlaşmaya vardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şah Abbas I’in saltanat yıllarında Safeviler en parlak dönemlerini yaşadılar. Şah Abbas, yeterince güçlendiğini anlayınca Osmanlılar’ın elindeki eski İran topraklarım geri aldığı gibi, Basra Körfezi’nde Portekizliler’in elinde bulunan adaları da ele geçirdi. Ardılları Safi I (1629-1642), Abbas II (1642-1666) ve Süleyman I unvanıyla tahta çıkan Safi II (1666-1694) dö-nemleri olaysız geçti. 1694’te tahta çıkan Hüseyin I’in yeteneksiz ve bağnaz bir yaradılışta oluşu, halk arasında huzursuzluk yarattığı gibi Afganlı Kandehar valisi bağımsızlığını ilan ederken oğlu da İsfahan’ı aldı. Ordu komutam Nadir, bu durumu düzeltip ülkede birliği sağladıktan sonra Hüseyin’in yerine önce Tahmasp H’yi (1722), daha sonra da Tahmasp’ın on aylık oğlu Abbas III’ü tahta çıkarttı. Abbas III da ölünce Safeviler’in saltanatına son verip kendisi hükümdar oldu (1732). 1786’ya kadar bazı Safeviler birer kukla hükümdar olarak iktidara geldilerse de, 1732 tarihi Safeviler’in etkin yönetiminin sonu oldu” (68).</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/abbasiler/" rel="bookmark" class="crp_title">Abbasiler</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/bumin-kagan-kimdir/" rel="bookmark" class="crp_title">Bumin Kağan Kimdir?</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/kasr-i-sirin-antlasmasi/" rel="bookmark" class="crp_title">Kasr-ı Şirin Antlaşması</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/emeviler/" rel="bookmark" class="crp_title">Emeviler</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/alevilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Alevilik</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/safeviler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefs Nedir?</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/nefs-nedir/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/nefs-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Feb 2012 01:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Din]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3373</guid>
		<description><![CDATA[Ruh, can, benlik, süflî duygular, kötü huylar ve çirkin vasıflar anlamlarına gelir. Tasavvuf açısından, muhakkak eğitilmesi, terbiye edilmesi gereken bir kişilik zâfiyetidir. Eğer nefs terbiye edilirse, eğer nefse hâkim olunursa kişi olgunluğa erer. Nefs bu anlamda kişinin en büyük düşmanıdır. Onu ezmek, kırmak, kişi üzerindeki hâkimiyetini ortadan kaldırmak gerekir. Sufiler bunun için riyazata girerler, çiie [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ruh, can, benlik, süflî duygular, kötü huylar <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> çirkin vasıflar anlamlarına gelir. Tasavvuf açısından, muhakkak eğitilmesi, terbiye edilmesi gereken bir kişilik zâfiyetidir. Eğer nefs terbiye edilirse, eğer nefse hâkim olunursa kişi olgunluğa erer. Nefs bu anlamda kişinin en büyük düşmanıdır. Onu ezmek, kırmak, kişi üzerindeki hâkimiyetini ortadan kaldırmak gerekir. Sufiler bunun için riyazata girerler, çiie çıkarırlar, tâ ki neftlerinin kendilerine hâkim olmasını önlesinler.<span id="more-3373"></span></p>
<p>Türkçe’de nefs, çok kere, insanın iyi ve kötü şeylere meyli anlamında kullanılır. Çok kimseden, “nefsi çekti, nefsimi yenemedim, nefsime uydum, nefsini ıslâh et” gibi sözler duymuşuzdur.</p>
<p>Yunus Emre’nin nefs’in anlamını tüm genişliğiyle ortaya çıkaran ünlü beytini hatırlamakta yarar var: “Tartmış kudret kılıcın, çalmış nefsin boynunu Nefsini tepelemiş, elleri kan içinde”.<br />
Mutasavvuflar nefsin türlerinden söz eder, bunlara anlamlar verirler:<br />
<strong>1-Nefs-i cemâdi:</strong> Maddi nefs, maddeyi bir arada tutan ve dağılmasına engel olan güç.<br />
<strong>2- Nefs-i nebati:</strong> Bitkisel nefs. Üremeyi, büyümeyi ve beslenmeyi sağlayan güç.<br />
<strong>3- Nefs-i hayvani:</strong> Hayvani nefs. His ve iradeli harekete sahip olma gücü.<br />
<strong>4- Nefsi insâni:</strong> insan nefsi. İnsandaki küllileri kavrama ve akıl yürütme gücü.<br />
<strong>5- Nefs-i nâtıka:</strong> Bizatihi maddeden mücerred, ama maddeyle faaliyette bulunan cevher.<br />
<strong>6- Nefs-i kudsiye:</strong> Kut sal nefs. Tür için mümkün olan her şeyi elde etme melekesine sahip nefs, Ermişlerin nefsleri.<br />
<strong>7- Nefs-i küllî:</strong> Üniversal nefs. Âlemin canı, kâinatın ruhu. Alem bir insan gibi kabul edilir ve onun da bir cam olduğuna inanılır. Buna Hakikat-ı Muhammediye de denir.</p>
<p>Yine Sufilere göre nefsin eğitilmesi sırasında, en aşağıdan en yukarıya doğru 7 dönemin geçirilmesi şarttır. Bu eğitimden sonra nefs kemale erer, kişi olgunluğa kavuşur. Bu yedi aşa-ma şöyledir:<br />
<strong>Nefs-i emmare:</strong> Kötü ve günah olan şeyleri emreden, kişiyi dünya lezzetlerine çeken kuvvet.<br />
<strong>Nefs-i levvame:</strong> Kınayan kötüleyen nefis. Yapılan kötü işler sebebiyle failini muaheze eden, hesaba çeken nefis.<br />
<strong>Nefs-i mülhime:</strong> İlham ve keşfe mazhar olan nefis. Neyin iyi, neyin kötü olduğunu ilhamla bilen ve ona göre hareket eden, vicdanın sesini duyan nefis.<br />
<strong>Nefs-İ mutmainne:</strong> Tatmin olmuş, huzur ve sükuna kavuşmuş, faziletlerle donanmış, ilahi fiillerin tecellerine mazhar olmuş nefis.<br />
<strong>Nefs-i raziye:</strong> Kendi iradesini bırakıp Allah’ın celali cemali tecelli lerini gönül hoşluğu ile karşılayan, kahrında hoş, lûtfunda hoş diyen nefis.<br />
<strong>Nefs-i marziye:</strong> Allah’ın kendisinden razı olduğu nefis.<br />
<strong>Nefs-i kâmile:</strong> Nefs-i zekiyye ve nefs-i safiyye adım da alan bu nefs seyrüsülûkünü tamamlamış, başka İnsanlar da irşad etme yetkisine sahip olan kemâl noktasındaki nefis.</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/tasavvuf/" rel="bookmark" class="crp_title">Tasavvuf</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/yunus-emre/" rel="bookmark" class="crp_title">Yunus Emre</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/b-harfi-ile-baslayan-ruyalar/" rel="bookmark" class="crp_title">B Harfi İle Başlayan Rüyalar</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/z-harfi-ile-baslayan-ruyalar/" rel="bookmark" class="crp_title">Z Harfi ile Başlayan Rüyalar</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/7-sinif-ingilizce-sinav-sorulari-2-donem/" rel="bookmark" class="crp_title">7.Sınıf ingilizce sınav soruları (2.dönem)</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/nefs-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babailer Ayaklanması</title>
		<link>http://www.aklindanevarsa.com/babailer-ayaklanmasi/</link>
		<comments>http://www.aklindanevarsa.com/babailer-ayaklanmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 13:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aklindanevarsa.com/?p=3370</guid>
		<description><![CDATA[Anadolu Selçuklu devletine karşı dinsel-siyasal Türkmen ayaklanması (1240). Kentlerdeki Sünni halka dayalı bir devlet örgütü kuran Anadolu Selçukluları sınırlarda ve kırsal bölgelerde yaşayan Türkmenleri giderek dışladılar. Ekonomik ve toplumsal açıdan olduğu kadar dinsel inançları bakımından da kentlilerden ayrılan Türkmenler’in İslamlığı kentlerin Sünni İslamlığından farklı, Türkler’in eski Şaman geleneklerinin, tasavvuf biçimine girmiş Şiiliğin, bazı yerel inançların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/babailer ayaklanmasi.jpg"><img class="alignright  wp-image-2741" style="border: 1px solid black; margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="babailer ayaklanmasi" src="http://www.aklindanevarsa.com/wp-content/uploads/resim/babailer ayaklanmasi.jpg" alt="" width="200" height="170" /></a>Anadolu Selçuklu devletine karşı dinsel-siyasal Türkmen ayaklanması (1240). Kentlerdeki Sünni halka dayalı bir devlet örgütü kuran Anadolu Selçukluları sınırlarda <a href="http://www.aklindanevarsa.com"target="_blank"title="Aklında ne Varsa?" >ve</a> kırsal bölgelerde yaşayan Türkmenleri giderek dışladılar. Ekonomik ve toplumsal açıdan olduğu kadar dinsel inançları bakımından da kentlilerden ayrılan Türkmenler’in İslamlığı kentlerin Sünni İslamlığından farklı, Türkler’in eski Şaman geleneklerinin, tasavvuf biçimine girmiş Şiiliğin, bazı yerel inançların etkisini taşıyan bir İslamlıktı. Kırsal kesimde dinsel yaşamın düzenleyicileri, kentlerdeki Sünni Ulemadan çok farklı, eski Türk Şamanlarının İslamlaşmış bir devamından başka bir şey olmayan Türkmen babalarıydı. <span id="more-3370"></span>Öte yandan iktisadi güçlükler, Moğol istilalarının sayılarını daha da artırdığı Türkmenler ile Selçuklu yöneticileri arasındaki çelişkiyi derinleştirmiş, onları devlete karşı asi bir öğe durumuna getirmişti. Bu ortamda Amasya’nın Çat köyüne yerleşen yarı Türk Şamanı, yan İslam şeyhi Baba İlyas, dinden ve adaletten ayrılmakla suçladığı Selçuklu yöneticilerine karşı propagandaya başladı. Gıya- settin Keyhüsrev II’ye karşı açıktan açığa cihat ilan ederek müritleri aracılığıyla taraftarlarını çoğalttı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu arada Urfa, Harran bölgesindeki Harizmşahlar’ı da Selçuklu sultanına karşı savaşa çağırdı. Baba İlyas’ın halifesi Baba İshak’ın öncülüğünde ayaklanan Türkmenler Sumeysat (Samsat), Kâhta, Adıyaman bölgesini yakıp yıktılar; kendilerine katılmayan Müslüman ve Hıristiyanları öldürüp mallarını yağmaladılar. Üzerlerine gönderilen Malatya subaşısı Muzafferettin Alişiri iki kez yendiler, ardından Sivas’a yürüdüler. Sivas’ı yağmaladıktan sonra kendilerine katılan göçebe Türkmenler ile sayılan daha da artmış olarak Baba îlyas’a kavuşmak üzere Tokat ve Amasya’ya doğru ilerlediler. Telaşa kapılan Giyasettin Keyhüsrev II, Beyşehir Gölü üzerindeki Kubadabad Adası&#8217;na çekildi ve ünlü komutanlarından Mübarizettin Armağanşah’ı Amasya subaşısı atayarak ayaklanmayı bastırmakla görevlendirdi. Türkmenler’den önce Amasya’ya varan Armağanşah Baba İlyas’ı yakalayarak kale burcuna astı. Baba İlyas’ın ölümsüzlüğüne inanan Türkmenler Amasya’ya ulaştıklarında kente saldırdılar ve Armağanşah’ı öldürdükten sonra, Konya’ya doğru yürüdüler. Sultan, Moğollar’a karşı Erzurum ucunda bekleyen ordusunu harekete geçirdi. Selçuklu hizmetindeki frank ve gürcü birlikleri de orduya katıldı. Selçuklu ordusu, Baba İshak önderliğindeki Türkmenler ile Kırşehir’in Malya Ovası’nda karşılaştı. Baba İlyas’ın dinsel gücünden ürken İslam askeri savaşmaktan çekindiğinden, ilk olarak Hıristiyan askerler savaşa sürüldü. Hıristiyan öncüler Türkmenler’in ilk hücumunu püskürtünce cesaretlenen İslam askeri de savaşa girdi ve çok küçük yaştaki çocuklar dışında tüm Türkmenler kılıçtan geçirildi.”</p>
<div id="crp_related"><h3>Ayrıca Bakınız:</h3><ul><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hz-ilyas-peygamber/" rel="bookmark" class="crp_title">Hz. İlyas Peygamber</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/ahilik/" rel="bookmark" class="crp_title">Ahîlik</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/hizir-aleyhisselam/" rel="bookmark" class="crp_title">Hızır Aleyhisselam</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/safeviler/" rel="bookmark" class="crp_title">Safeviler</a></li><li><a href="http://www.aklindanevarsa.com/omer-hayyam/" rel="bookmark" class="crp_title">Ömer Hayyam</a></li></ul></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aklindanevarsa.com/babailer-ayaklanmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

